|
İKİNCİ BÖLÜM
MEDİNE DEVRİ
I- HİCRETİN BİRİNCİ YILI
(622-623 M.)
"Doğrusu inanıp hicret edenler Allah Yolunda
mallarıyla, canlarıyla cihâd edenler ve muhâcirleri barındırıp onlara yardım
edenler, işte bunlar birbirlerinin dostudurlar."
(el-Enfâl Sûresi, 72)
1- MEDİNE'DE GENEL DURUM
Medine, Mekke'nin kuzeyinde, üç tarafı
dağlarla çevrili, güneyi ise ovalık bir şehirdir. Havası güzel, toprağı
zirâate elverişli, hurmalıkları boldur.
Rasûlullah (s.a.s.)'in hicreti esnâsında,
Medine'de Evs ve Hazrec adlı iki Arap kâbilesi ile, Kaynuka, Nadîr ve
Kurayzaoğulları adlı üç Yahûdi kabîlesi vardı. Arap kabileleri buraya
"Seylü'l-arim" denilen sel felâketinden sonra Yemen'den; Yahûdîler
ise, Romalıların Kudüs'ü işgal ve tahriplerinden sonra Kudüs'ten gelip
yerleşmişlerdi.
Başlangıçta, bir müddet Araplarla
Yahûdîler iyi geçinmişlerse de, Yahûdîlerin çıkarcı davranışları yüzünden
zamanla araları açılmış, Arablar Yahûdîleri yenerek Medine'de hâkim duruma
gelmişlerdi. Fakat çok geçmeden Yahûdîlerin entrikaları ile birbirlerine
düştüler ve iki kardeş kabîle uzun yıllar birbirleriyle savaştılar. Bu
savaşların en sonuncusu Buâs Harbi'dir. Hicretten yaklaşık 5 yıl önce sona
eren ve bazı fâsılalarla tam 120 yıl süren bu savaşta her iki taraf da büyük
kayıp vererek zayıf düşmüşlerdir. Bu yüzden, Hicret esnâsında Yahûdîler,
özellikle iktisâdî yönden Medine'de hâkim durumda bulunuyorlardı.
Evs ve Hazrec kabîleleri, aralarındaki bu
düşmanlığın ancak Rasûlullah (s.a.s.)'in hakemliği, İslâm'ın getirdiği
adâlet, sevgi ve kaynaşma ile ortadan kalkabileceğini anlayarak Müslümanlığa
sımsıkı bağlandılar. Gerçekten Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medîne'ye
gelmesiyle, bu iki kardeş kabile arasında asırlarca sürmüş olan kin ve
düşmanlıktan eser kalmamıştır.(144)
2- MESCİD-İ NEBÎ'NİN İNŞÂSI
Hicret esnâsında Medîne'de câmi yoktu.
Rasûlullah (s.a.s.) namaz vaktinde nerede bulunursa namazı orada kıldırırdı.
İlk mescid, hicretin ilk günlerinde Kuba'da yapıldı.
Hicret sırasında, Rasûlullah (s.a.s.)'in
devesinin çöktüğü, Halid b. Zeyd'in evinin karşısındaki boş arsaya mescid
yapılacaktı. Neccâroğullarından iki yetim çocuğa âit olan bu arsayı,
Neccâroğulları hibe etmek istedilerse de Peygamber (s.a.s.) Efendimiz kabûl
etmedi. Bedeli olan 10 miskal (40.9 gr) altını Hz. Ebû Bekir ödedi.
Arsada müşrik kabirleri, yabâni hurmalar
ve engebeler vardı. Kabirler başka yere nakledildi. Hurma ağaçları kesildi,
çukurlar düzlendi. Mescid'in yapımında bizzât Rasûlullah (s.a.s.)'de bir işçi
gibi çalıştı. Temeli taştan, duvarları kerpiçten, direkleri hurma
ağaçlarından yapıldı. Üzeri de hurma dallarıyla örtüldü; zemini ise topraktı.
Kıblesi Kudüs'e doğru olan bu mescid'in, biri mihrab'ın karşısındaki ana
kapı, biri Rasûlullah (s.a.s.)'in evine açılan kapı, diğeri de "Bab-ı
Rahmet" denilen kapı olmak üzere üç kapısı vardı. Kıble'nin değişmesinden
sonra, ana kapı ile mihrap yer değiştirdiler.(145/1)
3- HÂNE-İ SAÂDET'İN İNŞÂSI ve
RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÂİŞE İLE EVLENMESİ
İnşâsı 7 ay süren Mescid'in bir tarafına
Rasûlullah (s.a.s.) ve âilesinin ikameti için odalar (hücreler) yapıldı. Bu
odaların sayısı daha sonra dokuza çıkmıştır. Odalardan her birinin genişliği
3-3,5 arşın, uzunluğu 5 arşın, yüksekliği ise bir adam boyu kadardı. Hz.
Aişe, Safiyye ve Sevde'nin odaları Mescid'in güneyinde; Ümmü Seleme, Ümmü
Habibe, Meymûne, Cüveyriye, Zeyneb bt. Cahş ve Zeyneb bt. Huzeyme'nin odaları
ise Mescidin kuzeyinde bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)'in hâlen "Kabr-i
Saâdet"inin bulunduğu yer, Hz. Âişe'ye tahsis edilen oda idi.
Mescid ve hücrelerin yapımı tamamlanınca,
Hz. Peygamber (s.a.s.) misâfir kaldığı Halid b. Zeyd'in evinden buraya
taşındı. Evlâtlığı Zeyd b. Hârise ve Ebû Râfi'i Mekke'ye gönderip kendi
âilesi ile Ebû Bekir'in âilesini de Medine'ye getirtti. Kendi âilesi, Hz.
Hatice'nin vefâtından sonra evlendiği Zem'a kızı Hz. Sevde ile kızları Ümmü
Gülsüm ve Fâtıma idi. Kızlarından Rukiyye daha önce eşi Hz. Osman'la birlikte
hicret etmişti. Diğer kızı Zeyneb, kocası henüz müşrik olduğu için
gelemedi.(145/2) (Zeyneb, Bedir savaşından sonra hicret edebildi)
Ebû Bekir'in âilesi ise, karısı Ümmü
Rumân ile çocukları Abdullah, Esmâ ve Âişe'den ibâretti. Bunlarla berâber
Zeyd b. Hârise'nin eşi Ümmü Eymen ile oğlu Üsâme de Medine'ye geldiler.
Hz. Ebû Bekir'in kızı Âişe ile Rasûl-i
Ekrem (s.a.s.) hicretten önce Mekke'de iken nişanlanmışlardı. Hicretten 8 ay
sonra, Şevval ayında Medine'de evlendiler. Böylece, Rasûlullah (s.a.s.) ile
Hz. Ebû Bekir arasındaki mânevi bağ, akrabalık bağı ile daha da kuvvetlenmiş
oldu.
Hz. Âişe son derece zeki, bilgili ve
kültürlü bir hanımdı. Dinî hükümlerin, Müslüman kadınlara öğretilmesinde
büyük gayreti yanında, özellikle Rasûlullah (s.a.s.)'in ev ve âile hayatıyla
ilgili bilgileri Müslümanlar O'ndan öğrenmişlerdir. Kendisinden 2210 hadis
rivâyet edilmiştir.
4- SUFFE ASHÂBI (ASHÂB-I SUFFE)
Mescid'in bir tarafına da, etrâfı açık,
üstü hurma dallarıyla örtülü bir gölgelik, (çardak, suffe) yapıldı. Evi ve
âilesi olmayan fakir Müslümanlar burada kaldıkları için onlara "Ashâb-ı
Suffe" denilmiştir.
Suffe ashâbı son derece fakirdi. İş
buldukları zaman çalışırlar, diğer zamanlarda Mescidde ilim ve ibâdetle
meşgul olurlardı. Burası İslâm Târihinde ilk yatılı öğretmen okulu
durumundaydı. Bu okulun dershanesi mescid, yatakhanesi suffe, öğrencileri
suffe ashâbı, öğretmenleri de bizzat Rasûlullah (s.a.s.) idi. Medine'nin dışında
yeni Müslüman olan topluluklara İslâm'ı öğretmek üzere bir öğretmen göndermek
gerektiğinde, bunlar arasından gönderiliyordu. Sayıları 70 ile 400 arasında
değişen Suffe ashâbının ihtiyaçları, ashâbın zenginleri tarafından
karşılanıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) her akşam bunlardan bir kısmını kendi
sofrasına alır, bir kısmını da ashâb arasına dağıtırdı. Getirilen sadakaları
tamamen bunlara gönderir, kendisine gelen hediyelerden de suffe ashâbı için
hisse ayırırdı.(146/1) Rasûlullah (s.a.s.)'den en çok hadis rivâyet etmiş
olan Ebû Hüreyre de suffe ashâbındandı.
5- FARZ NAMAZLARIN DÖRT REKAT OLMASI
Mirâctan önce Müslümanlar akşam ve sabah
olmak üzere iki vakit namaz kılıyorlardı. Beş vakit namaz mirâcta farz
kılındı. Ancak, Hicretten önce, akşam namazının farzı üç rekât, diğer
vakitlerin hepsi de ikişer rekâttı, Hicretten sonra, öğle, ikindi ve yatsı
namazlarının farzları dört rekâta çıkarıldı. Sefer zamanlarında ise ilk farz
kılındığı sayıda bırakıldı.(146/2)
6- EZÂN'IN MEŞRÛİYETİ
Mescid-i Nebi'nin inşâsı bittikten sonra,
namaz vakitlerinin Müslümanlara duyurulmasına ihtiyaç duyuldu. Çünkü, namaza
erken gelenler vaktin girmesini bekleyip işlerinden kalıyorlar; geç gelenler
ise cemâate yetişemedikleri için üzülüyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.) vahiy gelmeyen
konularda ashâbı ile istişâre ederdi.(147) Bu konuda yapılan istişâre
esnâsında, namaz vakitlerinin "çan veya boru çalınarak, ateş yakılarak,
yüksek bir yere bayrak çekilerek duyurulması" teklifleri yapıldı.
Rasûlullah (s.a.s.), "çan çalmak Hristiyanların, boru çalmak
Yahûdîlerin, ateş yakmak Mecûsîlerin âdetidir." diyerek kabûl etmedi.
Bayrak çekme teklifi de beğenilmedi. İstişâre sonunda hiç bir şeye karar
verilemedi.
Ensârdan Zeyd oğlu Abdullah, rüyâsında
elinde nâkûs (çan) bulunan birini görmüş, namaz vakitlerini duyurmak için bu
nâkûsu satın almak istemiş, Rüyâsında gördüğü bu zât ona:
-"Ben sana daha güzelini
öğreteyim" diyerek ezân lafızlarını söylemiş. Abdullah uyanınca,
Rasûlullah (s.a.s.)'e gelerek rüyasında gördüklerini haber verdi. Rasûl-i Ekrem
(s.a.s.):
-"İnşâllah hak rüyâdır. Bilâl'in
sesi seninkinden gür. Gördüğünü ona öğret. Namaz vaktinde ezânı o
okusun", buyurdu. Bilâlin okuduğu ezân, Medine'nin her tarafından
duyuldu. Aynı rüyâyı Hz. Ömer de görmüş, fakat Abdullah daha önce haber vermişti.(148)
Daha sonra Bilâl, sabah ezânlarına "es-salâtü hayrun minen-nevm"
(namaz uykudan hayırlıdır.) cümlesini de eklemiştir.
Ezân, şeâir-i İslâmiye'dendir. Vâcib
derecesinde kuvvetli bir sünnetdir. Yalnız rüyâ ile değil, Rasûlullah
(s.a.s.)'in sünneti ve daha sonra inen âyetlerle de sâbittir.(149)
7- ENSÂR İLE MUHÂCİRLER ARASINDA
KARDEŞLİK
Mekke'li Müslümanlar, dinleri uğrunda
bütün servet ve varlıklarını Mekke'de bırakmışlar, Medine'ye hicret ederek
muhâcir olmuşlardı. Medineli Müslümanlar, onları kendi nefislerine bile
tercih ederek, her türlü yardımı yapmışlar, onların bütün ihtiyâçlarını
karşılamışlardı.(150) Fakat muhâcirler, ensâr'a yük oluyoruz, kendi
kazancımız yok, diye üzülüyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.) muhâcirlerin bu
üzüntüsünü gidermek, aradaki sevgi ve samimiyeti güçlendirmek, herhangi
ayrılık belirtisini önlemek için Hicretin 7'inci ayında muhâcirlerle ensârı,
Mâlik oğlu Enes'in evinde topladı.(151) Burada, bir muhâciri, bir ensârla
kardeş yaparak 90 (veya 360 kişi asarında kardeşlik bağı kurdu.(152) Ensâr,
muhâcir kardeşlerini alıp evlerine götürdüler Mallarına ortak ettiler.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)'e başvurarak:
-Ya Rasûlallah, hurmalıklarımızı, muhâcir
kardeşlerimizle aramızda paylaştır... dediler. Rasûlullah (s.a.s.):
-Hayır, mülkiyet size âit. Muhâcir
kardeşlerinizle birlikte çalışacak, mahsûlü paylaşacaksınız...
buyurdu.(153/1) İki taraf buna râzı oldular. Kardeşler birbirlerine o derece
bağlandılar ki, başlangıçta, zev'il-erhâmdan önce birbirlerine mirâsçı bile
oldular.(153/2)
Ensâr'dan Reb'i oğlu Sa'd, muhâcir Avf
oğlu Abdurrahman'a:
-Ben malca ensârın en zenginiyim.
Rasûlullah (s.a.s.) ikimizi kardeş yaptı. Malımın yarısı senindir. İki zevcem
var, dilediğini boşayacağım. Onu da nikâhlarsın... dedi. Abdurrahman:
-Allah malını da, zevceni de sana mübârek
kılsın. Benim bunlara ihtiyâcım yok. Sen bana çarşıyı göster... dedi.(154)
Abdurrahman ticârete başladı, kısa
zamanda zengin oldu. Muhâcirlerin büyük kısmı ticâretle hayatlarını
kazandılar.
Ensâr ve muhâcirlerden belirli kimseler
arasında Hz. Peygamber tarafından yapılan kardeşlik, daha sonra
"Mü'minler ancak kardeştirler"(el-Hucurât Sûresi, 10) âyet-i
celîlesiyle genişledi. Fakat bu kardeşliğin, mirâsla ilgili hükmü, Bedir
Savaşı'ndan sonra "...Akraba olanlar (mîrâs hususunda) Allah'ın
Kitabında mü'minlerden ve muhâcirlerden daha yakındır.." (el-Ahzâb
Sûresi, 6) ve "Allah'ın Kitâbında (mirâs hususunda) hısımlar
birbirlerine daha yakındır." (el-Enfâl Sûresi, 75) ayet-i kerimeleri ile
kaldırıldı.(155/1) Çünkü muhâcirler, çalışıp ticâret yaparak ilk sıkıntılı
günlerinden kurtuldular. Bedir Savaşı ganimetlerinden de yararlandıktan
sonra, artık ensârın yardımına ihtiyaçları kalmadı.
8- MÜSLÜMANLARLA YAHÛDÎLER ARASINDA
VATANDAŞLIK ANLAŞMASI
Rasûlullah (s.a.s.) Mekkeli
muhâcirlerle, Medineli ensârı kardeş yaparak birbirlerine bağladıktan sonra,
Medine'yi dış düşmanlara karşı müştereken savunmak üzere muhâcirler, ensâr ve
Medine'deki Yahûdîler arasında yazılı bir "vatandaşlık anlaşması"
yaptı. Bu anlaşmaya göre:
a) Diyet ve fidyelere ait kurallar,
eskiden olduğu şekilde devam edecek:
b) Yahûdîler kendi dinlerinde serbest
olacaklar;
c) Müslümanlarla Yahûdîler, barış içinde
yaşayacaklar,
d) İki taraftan biri, üçünçü bir tarafla
savaşırsa, diğer taraf yardımcı olacak,
e) Taraflardan biri Kureyşle dostluk
kurmayacak ve onları himâyesine almayacak,
f) Dışardan bir tecâvüz olursa, Medine
müştereken savunulacak,
g) İki taraftan biri, üçüncü bir tarafla
sulh yaparsa, diğer taraf bu sulhü tanıyacak,
h) Müslümanlarla Yahûdîler arasında çıkacak
her türlü anlaşmazlıkta Hz. Peygamber (s.a.s.) hakem kabûl edilecekti.
(155/2)
9- MEDİNE'DE MÜSLÜMANLARIN DURUMU
Müslümanlar Medineye göç etmekle rahata
kavuşmuş olmadılar. Bir bakıma tehlike ve düşmanları daha da çoğaldı.
Hicretten önce karşılarında düşman olarak yalnızca Mekke müşrikleri vardı.
Hicretten sonra puta tapıcı müşrikler, münâfıklar ve Yahûdîler olmak üzere üç
sınıf düşmanla karşı karşıya geldiler.
a) Puta tapıcı müşrik Arablar:
Arabistan'ın çeşitli bölgelerinde Kâbe'yi ve putlarını ziyârete gelen Arab
kabîleleri sâyesinde bol kazanç elde eden Mekkeliler, maddî çıkarlarını
putperestliğin yaşamasında gördükleri için, Müslümanlığa düşman olmuşlar,
Müslümanları yok etmek için ellerinden gelen her şeyi yapmışlardı.
Müslümanlığın, Şam ticâret yolu üzerinde bulunan Medine'de yayılması da
onların işine gelmedi. Bu sebeple hicretten sonra, Müslümanların peşini
bırakmadılar. Müslümanlığı henüz kuvvetlenmeden yok edebilmek için her
tedbire başvurdular.
b) Yahûdîler: Evs ve Hazrec kabîleleri
arasındaki anlaşmazlığı körükleyerek onları zayıf düşürüp, Medine'de ekonomik
yönden hâkim duruma gelen Yahûdîlerin de, Müslümanlık menfaatlerine uygun
gelmemişti. Hz. peygember (s.a.s.) Efendimiz bunlardan gelecek tehlikeleri
önlemek için Yahûdî kabîlelerinin her biriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı.
Fakat, bunlar anlaşmalara sâdık kalmıyorlar, Kureyş kabîlesi ve Müslümanlara
düşman olan diğer unsurlarla işbirliği yapıyorlardı.
c) Münâfıklar: Hicretten önce Hazrec
kabîlesinin ileri gelenlerinden Übeyy oğlu Abdullah'ın (Abdullah b. Übeyy b.
Selûl) Hazrec kabîlesine reis olması kararlaştırılmıştı. Taraftarları ona
süslü bir taç bile hazırlamışlardı. Müslümanlığın Medine'de süratle yayılması
ve Rasûlullah (s.a.s.)'in hicret etmesi, Abdullah'ın reisliğine engel oldu.
Bu yüzden Abdullah ve taraftarları Müslümanlığa düşman oldular. Fakat
mücâdele ve bozgunculuklarını daha etkili yapabilmek için, imân etmedikleri
halde Müslüman göründüler. Böylece bir de "Münafıklar zümresi"
meydana geldi. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bunları bilyor, fakat ayıplarını
yüzlerine vurmuyordu.
Mekkeli müşrikler, Medine'deki
Yahûdîlerle münâfıkları, Müslümanlara karşı el altından devâmlı teşvik ve
tahrik ediyorlar, Medine etrafındaki müşrik Arab kabîleleriyle anlaşmalar
yaparak Medine'ye baskın yapmağa hazırlanıyorlardı. Münâfıkların reisi Übeyy
oğlu Abdullah'a bir mektup yazarak:
"Siz Muhammed (s.a.s.)'in yurdunuzda
barınmasına izin verdiniz. O'nu ya öldürmez veya bize teslim etmez, yahut da
Medine'den çıkarmazsanız hepinizi öldürmek, esir etmek ve kadınlarınıza
tecâvüzde bulunmak üzere Medine'yi basacağız" (156/1) diye münâfıkları
bile tehdit etmişlerdi. Medine'lilerin gözlerini korkutmak ve Müslümanlara
yardımcı olmaktan vazgeçirmek için bir defa da Câbir oğlu Kürz komutasındaki
bir çete ile Medine'lilerin mer'ada otlamakta olan hayvanlarını sürüp
götürmüşlerdi.
Görüldüğü üzere Müslümanlar, Medine'ye
hicretten sonra da güven içinde olmadılar. Bu yüzden Peygamber Efendimiz
(s.a.s.) Medine'nin savunmasıyla ilgili bütün tedbirleri aldı. Medine'deki
Yahûdîler ve Medine etrâfındaki müşrik Arab kabîleleri ile saldırmazlık
anlaşmaları yaptı. Etrafa seriyyeler (küçük askeri birlikler) göndererek,
düşmanın hareketlerini kontrol altına aldı. Mekkelilerin Şam ticâret yolunu
kapattı. Müşriklerin gece baskını ihtimâline karşı geceleri Medine
sokaklarında ashâb nöbet tuttu. Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bile ancak
kapısında nöbet beklendiği zamanlarda endişesiz uyuyabiliyordu.(156/2)
10- İLK NÜFUS SAYIMI
Savunma ile ilgili alınan tedbirler
arasında, Müslümanların sayısını bilmeğe de lüzûm görüldüğünden, Rasûlullah
(s.a.s.) "Bana Müslüman olduklarını söyleyenlerin isimlerini
yazınız," buyurmuştur. Sayım sonunda Medine'de 1500 müslüman bulunduğu
anlaşılmıştır.(157)
11- İLK SERİYYELER
Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hareketini
kontrol altında tutmak, Medine'yi muhtemel bir tecâvüzden korumak için,
civârdaki bazı bölgelere "keşif kolları" (seriyye) göndermiş, fakat
kendilerine silahlı tecavüz olmadıkça çarpışma izni vermemiştir.
Hicretin ilk yılında üç seriyye
gönderilmiştir. İlk seriyye, Hz Peygamber (s.a.s.)'in amcası. Hz. Hamza
komutasındaki 30 kişilik seriyyedir. İslâm'da ilk sancak bu seriyyeye
verilmiştir.
2'inci seriyye, Rasûlullah (s.a.s.)'in
amcalarından Hâris'in oğlu Ubeyde komutasında; 3'üncüsü ise Sa'd b. Ebî
Vakkas komutasında gönderilmiştir.
Bunlar Kureyş kervanlarını takip için
gönderilmişlerdi. İlk iki seriyyede karşılaşma olduğu halde çarpışma
olmamıştır. Sadece Sa'd b. Ebî Vakkas, ikinci seriyye'de bir ok atmıştır ki
İslâm'da Allah yolunda atılan ilk ok budur.
Bu seriyyeler, hicretin 7-8 ve 9' uncu
(Ramazan, Şevval ve Zilkade) aylarında gönderilmiştir.
Seriyye: Rasûlullah (s.a.s.)'in
kendisinin bulunmadığı küçük harp müfrezesi demektir. Rasûlullah (s.a.s.)'in
katıldığı ve bizzât idare ettiği askeri harekâta ise "Gazve" denir.
Seriyyeler, genellikle gece çıkarılan ve sayıları 5-400 arasında değişen
askeri birliklerdir. Gazvelerin sayısı 19'dur. Seriyyelerin sayısı daha
çoktur.

(144) "Hepiniz, toptan sımsıkı
Allah'ın ipine (İslâm Dini'ne ve Kur'ân-ı Kerîm'e) sarılın. Allah'ın
üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinizin düşmanları idiniz de
O, kalblerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sâyesinde kardeş
olmuştunuz. Siz bir ateş çukurunun kenarında iken sizi oradan da O
kurtarmıştı." (Âl-i İmrân Sûresi, 103)
(145/1) el-Buhârhi, 1/ 111; Tecrid
Tercemesi, 2/306 (Hadis No: 270); Zâdü'l-Meâd, 2/145-146; Tarih-i Din-i
İslâm, 3/21-26
(145/2) Târih-i Din-i İslâm, 3/14
(146/1) Tecrid Tercemesi, 12/202-207 (Hadis
No: 2027);Târih-i Din-i İslâm, 3/26-27
(146/2) Bkz. el-Buhârî, 1/93; Tecrid
Tercemesi, 2/233, (Hadis No: 228); İbn Hişâm, 260
(147) Bkz. Âl-i İmrân Sûresi, 159
(148) Bkz. Ebû Dâvud, es-Sünen, 1/116
(Hadis No: 499), Mısır, 1371/1952; Tecrid Tercemesi, 2/451, (Hadis No: 358);
(149) Bkz.el-Mâide Sûresi, 58; el-Cum'a
Sûresi,9; Tecrid Tercemesi, 2/451 (358 No. lu hadisin açıklaması)
(150) Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş
ve gönüllerine imânı yerleştirmiş olan kimseler (ensâr), kendilerine hicret
eden muhâcirleri severler, onlara verilen şeylerden dolayı, içlerinde bir
çekememezlik duymazlar, zaruret içinde olsalar bile, muhacirleri kendilerine
tercih ederler... (el-Hâşr Sûresi,9)
(151) Tecrid Tercemesi, 7/99 (Hadis No:
1035); Zâdü'l-Meâd, 2/146
(152) Kimin kime kardeş olduğu için bkz.
İbn Hişâm, 2/150-153; Tecrid Tercemesi, 7/102-106
(153/1) Tecrid Tercemesi, 8/66-69, (Hadis
No: 1145)
(153/2) İmân idip hicret eden ve Allah
yolunda malları ve canlarıyla cihâd eden muhâcirlerle, bu muhâcirleri
barındırıp onlara yardımcı olanlar (ensâr) bir birlerinin velisidir.
(el-Enfâl Sûresi, 72)
(154) Bkz. el-Buhârî 3/3 Tecrid Tercemesi,
6/407, (Hadis No:958)
(155/1) Tecrid Tercemesi, 7/99-106 (1035
numaralı hadisin izahı); Zâdü'l-Meâd, 2/146
(155/2) 47 maddelik bu yazılı antlaşmanın
tam metni için bkz. İbn Hişâm, es Sîretü'n-Nebeviyye, 2/147-150; Tuğ,
Doç.Dr.Salih, İslâm Ülkelerinde Anayasa Hareketleri, 31-40, İst., 1969; M.
Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 1/131-134, İst., 1966
(156/1) Asrı Saâdet, 1/327
(156/2) Bkz. el-Buhârî, 4/İ; Tecrid
Tercemesi, 8/372 (Hadis No: 1217)
(157) Bkz. el-Buhârî, 4/34; Tecrid
Tercemesi, 8/483 (Hadis No: 1277)
|
|
Sayfa Başı
|
|
II- HİCRETİN İKİNCİ YILI (623-624 M.)
"Sizinle savaşanlara karşı,
Allah yolunda siz de savaşın. Aşırı gitmeyin; doğrusu Allah aşırı gidenleri
sevmez"
(el- Bakara Sûresi, 190)
1- SAVAŞA İZİN VERİLMESİ
İslâm'da asıl olan barıştır. Savaş,
zulmün önlenmesi, hakkın kabûl ettirilmesi için meşrû kılınmıştır. 13 seneye
yaklaşan Mekke Devri'nde ve Medine Devrinin ilk yılında, müşriklerden
gördükleri bunca zulüm, işkence ve haksızlığa rağmen, mü'minlere sabırlı
olmaları, Allah'ın dinini güzellikle tebliğe çalışmaları emredilmiş(158),
savaşa izin verilmemişti. Müslümanlardan:
-Ey Allah'ın Rasûlü, nedir bu
çektiklerimiz? İzin ver de şunları gizli gizli öldürelim, diye izin istiyenlere
Hz. Peygamber (s.a.s.):
-Henüz savaş izni verilmedi, sabredin
Allah'ın yardımı yakındır, çektiğiniz çilelerin mükâfâtını göreceksiniz, diye
cevap vermişti.
Hicretten sonra Müslümanlar, giderek
müşriklere karşı koyabilecek duruma geldiler. Üstelik Müslümanların
düşmanları çoğaldı, sabır yolu ile barışı sürdürmek artık mümkün değildi.
Bundan dolayı Hicretin 2'inci yılı başlarında Safer ayında;
"Zulüm ve haksızlığa uğratılarak,
kendilerine savaş açılan kimselere (mü'minlere) savaş izni verildi. Allah
onlara yardım etmeğe elbette Kâdirdir. Onlar, 'Rabbımız Allah'tır' dediler
diye, haksız yere yurtlarından (Mekke'den) çıkarıldılar..." (el-Hacc
Sûresi, 39-40) anlamındaki âyet-i kerimelerle Müslümanlara, kendilerini
savunmak üzere savaş izni verildi.
2-İLK GAZVELER
Mekke müşrikleri, Medine'ye baskın
hazırlığı içindeydiler. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanın hazırlıkları hakkında
bilgi edinmek için zaman zaman seriyyeler gönderdiği gibi, Medine ile Mekke
arasındaki kabîlelerle görüşüp anlaşmalar yapmak, kureyş'in planladığı
yağmaları önlemek için bizzat kendisi de askerî yürüyüşlere katıldı.
Rasûlullah (s.a.s.)'in katılıp bizzât idâre ettiği askeri harekâta
"Gazve" denir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in ilk gazvesi, 60
kişilik müfreze ile Ebvâ Köyüne yapılan gazvedir.(159) Hicretin ikinci yılı
Safer ayı başında yapılmıştır. Aynı yıl içinde sırasıyla Buvat, Uşeyre, Küçük
Bedir ve Büyük Bedir Gazveleri olmuştur. İlk dördünde düşmanla karşılaşma
olmamış, kan dökülmemiştir. Büyük Bedir Gazvesi, Müslümanların yaptığı ilk
savaş olmuştur.
3- KIBLENİN DEĞİŞMESİ
İslâm'ın ilk yıllarında namaz, Beyt-i
Makdis'e (Kudüs'e) doğru kılınıyordu. Ancak, Hicret'ten önce Rasûlullah
(s.a.s.) Mekke'de namaz kılarken, mümkün mertebe Kâbe'yi arkasına almaz;
Kâbe, kendisiyle Beyt-i Makdis arasında kalacak şekilde, Rükn-i Yemânî ile
Rükn-i Hacer-i esved arasında namaza dururdu. Böylece hem Kâbe'ye hem de
Kudüsteki Mescid-i Aksa'ya yönelmiş oluyordu. Hicretten sonra Medine'de
Mescid-i Aksa'ya yöneldiğinde Kâbe'nin arka tarafta kalmasından Rasûlullah
(s.a.s.) üzüntü duyuyor, kıblenin Kâbe'ye çevrilmesini içten arzu
ediyordu.(160) Çünkü Kâbe, atası Hz. İbrahim'in kıblesiydi.
Hicretten 16-17 ay kadar sonra, Şaban
ayının 15'inci günü Hz. Peygamber (sa.s.) Medine'de Selemeoğulları Yurdu'nda
öğle namazı kıldırırken, ikinci rek'atın sonunda;(161)
"Yüzünü gök yüzüne çevirip durduğunu
görüyoruz. Seni elbette hoşnut olduğun kıbleye çevireceğiz. Hemen yüzünü
Mescid-i Harâm'a doğru çevir. (Ey mü'minler) siz de nerede olursanız,
(namazda) yüzlerinizi, onun tarafına çeviriniz..." (el-Bakara Sûresi,
144) anlamındaki âyet nâzil oldu. Hz. Peygamber yönünü hemen Kudüs'ten
Mescid-i Harâm'a çevirdi. Cemâat da saflarıyla birlikte döndüler. Kudüs'e
doğru başlanılan namazın, son iki rek'atı, Kâbe'ye yönelinerek tamamlandı. Bu
yüzden Selemeoğulları Mescidine "Mescid-i Kıbleteyn" (iki kıbleli
mescid) denilmiştir
4- CAHŞ OĞLU ABDULLAH SERİYYESİ ve
BATN-I NAHLE OLAYI
Medine'ye baskın hazırlığı yapan
Kureyş'in harekâtından haber almak üzere, Peygamber Efendimiz, Recep ayının
son günlerinde, Mekke tarafına halasının oğlu Cahş oğlu Abdullah komutasında,
8 kişilik bir seriyye gönderdi. İki gün sonra açılmak üzere Abdullah'a bir de
mektup vermişti. Mektupta, Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vâdisi'ne kadar
gidilmesi, Kureyş'in faâliyetleri konusunda bilgi toplanması
isteniyordu.(162)
Nahle Vâdisinde, Kureyş'in Tâif'ten
dönmekte olan bir kervanına rastladılar. Kervanın reisi Hadramî oğlu Amr'ı
öldürüp ele geçirdikleri iki esir ve zaptettikleri mallarla Medine'ye
döndüler. Rasûlullah (s.a.s.) bu olayı hoş karşılamadı. Çünkü kendilerine
çarpışma izni verilmemişti. Üstelik bu olay, kan dökülmesi yasak sayılan
"eşhür-i hurum"dan Recep ayında meydana gelmişti. Mekke müşrikleri
bu olayda öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın intikamını vesile ederek savaş
hazırlıklarını hızlandırdılar. "Muhammed harâm aylara bile saygı
göstermiyor, harâm aylarda kan döküyor, yağma yapıyor.." diye de yaygara
kopardılar.(163)
5- BEDİR SAVAŞI (17 Ramazan 2
H/13 Mart 624 M.)
"Siz güçsüz bir durumda iken
Allah size Bedir'de yardım etmişti".
(Âl-i İmran Sûresi, 123)
a) Kureyş'in Gönderdiği Kervan
Kureyş Medine'yi basıp Rasûlullah
(s.a.s.)'i öldürmek, Müslümanlığı ortadan kaldırmak için hazırlanıyordu.
Yapılacak savaşın masraflarını karşılamak üzere, Ebû Süfyân'ın başkanlığında
büyük bir ticâret kervanını Medine yolu ile Şam'a göndermişlerdi. Nahle
Vâdisinde öldürülen Hadramî oğlu Amr'ın kardeşi Âmir, Mekke sokaklarında
çırılçıplak:
-"Vâh Emrâh, vâh Amrâh..."
diyerek dolaşıyor, halkı savaşa ve intikama teşvik ediyordu. Kervan döner
dönmez, Medine'ye hücûm edeceklerdi.
Gönderdiği seriyyeler (keşif birlikleri)
vasıtasıyla Hz. Peygamber (s.a.s.), Mekke'de olup bitenleri, yapılan
hazırlıkları tamâmen öğrenmişti. Ebû Süfyân'ın idâresindeki ticâret
kervanından elde edilecek kazanç, Müslümanlarla yapılacak savaş için
kullanılacaktı. Bu yüzden Rasûlullah (s.a.s.) Şam'a giderken engel olmak
üzere "Uşeyre" denilen yere kadar bu kervanı tâkip etmiş fakat
yetişememişti. Dönüşünü haber alınca, kervanı ele geçirmek üzere, Ramazan'ın
12'inci günü Abdullah b. Ümmi Mektûm'u imâm bırakarak 313 kişi ile Medine'den
çıktı. Yolda ensârdan Ebû Lübâbe'yi Medineye muhâfız tâyin ederek, geri
çevirdi. 8 kişi de mâzeretleri sebebiyle izin aldıklarından 64'ü muhâcir,
diğerleri de ensârdan omak üzere 305 kişi kaldılar. 6 zırh, 8 kılıç, 3 at, 70
develeri vardı. Binek yetişmediği için develere nöbetleşe biniyorlardı.
Ebû Süfyan, dönüşte Müslümanların kervana
saldırma ihtimâline karşı Mekke'ye haberci göndererek korunması için yardım
istemişti. Esâsen aylardan beri savaş hazırlığı içinde olan Mekkeliler
kervanı kurtarmak ve Müslümanlardan intikam almak üzere Ebû Cehil'in
komutasında 950-1000 kişilik bir ordu ile hareket ettiler. Ebû Leheb'den
başka bütün Kureyş ulularının katıldığı bu ordunun 200'ü atlı, 700'ü develi,
diğerleri de yaya idi. Zırh, ok, mızrak, kılıç gibi her türlü savaş âlet ve
silahları tamamdı. Ebû Leheb, hastalığı sebebiyle sefere katılamamış, yerine
bedel göndermişti.
b) İki Tâifeden Biri
Kervanı araştırdığı esnâda, yolda Safrâ
yakınlarında Zefiran Vâdisi'nde Kureyş'in büyük bir ordu ile kervanı
kurtarmak üzere Medine'ye doğru yürümekte olduğunu haber alan Rasûlüllah
(s.a.s.) durumu Müslümanlara anlatarak:
-Kureyş Mekke'den çıkmış, üzerimize doğru
geliyor. Kervanı mı tâkip edelim, yoksa kureyş ordusunu mu karşılayalım, diye
istişârede bulundu. Medine'den savaş hazırlığı ile çıkılmadığı için, çoğunluk
kervanın tâkibini istiyordu.(164)
Rasûlullah (s.a.s.)'in bu duruma
üzüldüğünü gören Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer sıra ile ayağa kalkarak, Kureyş
ordusuna karşı çıkmanın daha uygun olacağını savundular. Hz. Peygamber
(s.a.s.) bu konuda ensâr'ın düşüncesini öğrenmek istiyordu. Sonra ilk
Müslümanlardan Mikdad b. Esved, Muhâcirler adına söz alarak:
-Biz, kavminin Hz. Musa'ya "Sen ve
Rabbın gidin ve düşmana karşı savaşın. Biz burada oturup bekleyelim,(165)
dedikleri gibi demeyiz. Biz senin sağında, solunda, önünde arkanda
çarpışırız. Allah ve Rasûlünün emri ne ise ona itâat ederiz. Sen nereye gidersen
oraya gideriz,(166) dedi. Ensar adına konuşan Sa'd b. Muâz da:
-"Ey Allah'ın Rasûlü, biz sana imân
ettik. Getirdiğin Kur'ân'ın hakk olduğuna şehâdet ettik, sözlerini dinlemeğe
ve itâat etmeğe, düşmana karşı seni korumağa söz verdik. Sen nasıl istersen öyle
yap. Seni hak Peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, sen bize denizi
gösterip dalsan biz de dalarız, hiç birimiz geri dönmeyiz. Biz düşmanla
savaşmayı, harpte sebât göstermeyi biliriz. Allah'a güvenerek düşman
ordusunun üzerine gidelim..." (167) dedi. Rasûlullah (s.a.s.) bu
konuşmadan son derece memnun oldu.
-Öyleyse haydi Allah'ın bereketine
yürüyünüz. Size müjdelerim ki, "Allah iki tâifeden birini (kervanın ele
geçirilmesi veya Kureyş ordusunun yenilgisini) bize vâdetti".(168)
Zaferimiz kesindir. Ben şimdiden Kureyş reislerinin harp meydanında
yıkılacakları yerleri görüyor gibiyim, buyurdu. Sonra da Bedir'e doğru
hareket etti.(169)
Bedir deve yürüyüşü ile Medine'ye 3;
Mekke'ye ise 10 günlük (80 mil) mesâfede bir köydü. Her yıl burada panayır
kurulur, bu sebeple Suriye'ye giden kervanlar buradan geçerdi. Kureyş ordusu
buraya Müslümanlardan önce gelip, suyun başını tutmuştu. Ebû Süfyân
idâresindeki 50 kişilik Kureyş kervanı ise, henüz Müslümanlar Medine'den
çıktıkları sıralarda, sâhil yolunu izleyerek Medine'den uzaklaşmış,
Kureyşlilere de geri dönmeleri için haber göndermişti. Fakat, ordusuna çok
güvenen Ebû Cehil, mutlaka savaşmak istiyordu. Bu yüzden Mekkeliler geri
dönmeyip, Bedir'e kadar ilerlemişler ve burada karargâh kurmuşlardı.
c) İki tarafın durumu
17 Ramazan 2 H./13 Mart 624 M. Cuma
sabahı iki ordu Bedir'de karşılaştı. Araplar ötedenberi hep kabîlecilik
gayretiyle savaşmışlardı. Bu savaşta ise din uğrunda aynı kabîlenin insanları
birbirleriyle çarpışacak, kardeş, amca, yeğen, hatta, baba-oğul birbirlerini
öldüreceklerdi.(170/1)
Müslümanların sancaktarı Mus'ab b.
Umeyr'in kardeşi Ebû Azîz, Kureyş'in bayraktarıydı. Utbe b. Rabîa'nın
oğullarından Velîd kendi yanında, ikinci oğlu Ebû Huzeyfe mü'minlerin
arasındaydı. Hz. Ebû Bekir'in bir oğlu Abdullah kendisiyle beraber, diğer
oğlu Abdurrahman ise müşrik saflarındaydı. Rasûlullah (s.a.s.)'in
amcalarından Hz. Hamza kendi yanında, diğer amcası Abbâs ise karşı tarafta
yer almıştı. Hz. Peygamberi ömrü boyunca himâye etmiş olan amcası Ebû Tâlib'in
bir oğlu Hz. Ali Müslümanlar içinde, diğer oğlu (Ali'nin kardeşi) Âkil ise
müşrikler safında bulunuyordu. Rasûlullah (s.a.s.)in ilk hanımı Hz.
Hatice'nin kardeşi Nevfel ile damadı (kızı Zeyneb'in eşi) Ebu'l-Âs müşrikler
içinde yer almışlardı.(170/2)
Düşman ordusu sayı, silah, tecrübe ve
maddi kuvvet bakımından Müslümanlardan kat kat üstündü. Bulundukları yer de
savaş için daha elverişliydi. Ancak, sabaha karşı yağan yağmur, üzerinde
rahat yürünemeyen kumlu zemini sertleştirmiş ve Müslümanların su ihtiyacını
gidermişti. Böylece Müslümanların moralleri yükselmiş, Allahın yardımına
sonsuz güven duymaya başlamışlardı. Kendileri için ölüm-kalım demek olan bu
savaşta, İslâm'ın izzeti ve üstünlüğü için Müslümanlar, Allah'a duâ
ediyorlardı.
d) Savaş Başlıyor.
Kureyş adım adım Müslümanlara
yaklaşıyordu. Manzara pek hazîndi. Bir avuç Müslüman, "Allah adını
yüceltmek için", tepeden tırnağa silahlı koca şirk ordusunun karşısına
çıkıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) yanına Hz Ebû Bekir'i alarak, kendisi için
hazırlanan gölgeliğe çekildi, ellerini semâya kaldırıp:
-Yâ Rabb, işte Kureyş bütün gurûr ve
azametiyle senin dinini ortadan kaldırmak için geldi. Sana meydan okuyor,
Peygamberini yalanlıyor. Yâ Rabb, peygamberlerine yardım edeceğine dâir
ahdini, bana verdiğin zafer va'dini lütfet. Şu bir avuç mü'min telef olup yok
olursa, bu günden sonra yeryüzünde sana ibadet ve kulluk edecek kimse
kalmayacak.. "diye dua ediyordu.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) vecd içinde,
kendinden geçerek, o kadar çok duâ etmiş ve ellerini öylesine semâya kaldırmıştı
ki, sırtından ridâsının düştüğünün farkına varmamıştı. Hz. Ebû Bekir ridâsını
örttü, elinden tutarak:
-Ey Allah'ın Rasûlü, yetişir artık, duan
arşı titretti, Allah va'dini yerine getirecektir, dedi. Rasûlullah
(s.a.s.)'in bu hâlini gören müslümanlar heyecandan ağlıyorlardı. Nihâyet
Rasul-i Ekrem (s.a.s.): "Taplulukları bozulacak, arkalarını dönüp
kaçacaklar" (el- Kamer Sûresi, 45) anlamındaki âyet-i kerîmeyi okuyarak
çadırdan çıktı.(171) Allah yardımını böylece müjdelemiş, zaferin Müslümanların
olacağını bildirmişti.(172)
Savaşı Kureyş başlattı. Batn-ı Nahl'e de
kardeşi öldürülen Hadramî oğlu Âmir'in attığı ok, Hz. Ömer'in azatlısı
Mihca'a isâbet ederek şehit etti.
Savaştan önce, her iki taraftan birer
ikişer kişinin ortaya çıkıp çarpışarak tarafları kızıştırması âdetti. Buna
"mübâreze" denirdi. Kureyş reislerinden Utbe b. Rabîa, kardeşi
Şeybe ile oğlu Velîd; birlikte ilerlediler. Müslümanlardan kendilerine karşı
çıkacak er dilediler. Bunlara karşı Hz. Peygamber (s.a.s.)'in emri ile Ubeyde,
Hamza ve Ali çıktılar. Hamza Şeybe'yi, Ali de Velîd'i birer hamlede
öldürdüler. Sonra yaralı Ubeyde'nin yardımına koşup Utbe'nin de işini
bitirdiler.(173)
e) Sonuç: Hakk'ın Bâtıla Zaferi
Artık savaş kızışmıştı, müşrikler
saldırıya geçtiler, mü'minler kahramanca karşı koydular, Allah'ın yardımı ile
müşrik ordusunu bozguna uğrattılar.(174) Müşrikler savaş alanında 70 ölü, 70
esir bırakarak kaçtılar. Öldürülenlerden 24'ü Müslümanlara en çok düşmanlık
gösteren Kureyş büyükleriydi. Savaşın başkomutanı Ebû Cehil de ölenler
arasındaydı.(175/1) Müslümanlardan şehit düşenler ise 6'sı muhâcirlerden, 8'i
de ensârdan olmak üzere 14 kişiydi. (175/2)
Bedir Zaferi Medine'de bayram sevinci
meydana getirdi. Mekke ise mâteme büründü. Ebû Leheb bir hafta sonra
üzüntüsünden öldü. Fakat Kureyşîler, Müslümanlar sevinmesinler diye yas
tutmadılar.
Zaferden sora Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)
Bedir'de üç gün daha kaldı. Şehitler defnedildi. Meydanda kalan müşrik
ölüleri açılan bir çukura gömüldü.
Kureyş eşrâfından 24 kişinin cesetleri
ise pislik atılan susuz kuyulardan birine atıldı. Rasûlullah (s.a.s.)
Bedir'den ayrılacağı sırada bu kuyunun başına varıp, içindeki cesetlerin
herbirinin adını söyleyerek:
-Ey filân oğlu filân, biz Rabb'ımızın
bize va'dettiği zaferi gerçek bulduk, siz de rabbınızın size va'dettiğini
gerçek buldunuz mu? diye seslendi. (176) Hz. Ömer:
-Ey Allah'ın Rasûlü, ruhları olmayan
cesetlerle mi konuşuyorsun? dediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):
-Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi
siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz, buyurdu.(177)
f) Bedir Esirleri
Hz. Peygamber (s.a.s.) yolda Safra
denilen yerde, elde edilen ganimetleri gazîlere eşit olarak paylaştırdı.
Mâzeretleri sebebiyle ordudan ayrılmış olan 8 kişiye de pay ayırdı. Esirlerle
ilgili henüz bir hüküm inmemişti. Medine'ye gelince Rasûlullah (s.a.s.) bu
konuyu ashâbıyla istişâre etti. Hz Ebû Bekir, fidye (kurtuluş bedeli)
karşılığında serbest bırakılmalarını; Hz. Ömer ise hepsinin boyunları
vurularak öldürülmelerini istedi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) ve ashâbın çoğunluğu
Hz. Ebû Bekir'in teklifini uygun buldular.(178) Esirlerden fidyelerini
ödeyenler, hemen serbest bırakıldı, ödeyemeyenler ise, her biri Medine'li 10
çocuğa okuyup yazma öğretme karşılığında hürriyetini kazandı.
Bu olay, dinimizin ilme ve okuyup yazmağa
ne kadar çok önem verdiğini; Rasûlullah (s.a.s.)'in, Müslümanların düşmanı
olan müşriklere bile öğretmenlik yaptırmakta sakınca görmediğini
göstermektedir.
6- BENÎ KAYNUKA YAHÛDÎLERİNİN
MEDİNE'DEN ÇIKARIL-MASI (Şevval 2 H./Nisan 624 M.)
Hz. Peygamber (s.a.s.) Medine'de
Yahûdîlerle anlaşmalar yapmış, onlarla barış içinde olmak istemişti. Fakat
Yahûdiler dâima düşmanca bir davranış içinde oldular. Her fırsatta Evs ve
Hazrec Kabîleleri arasındaki eski düşmanlıkları hatırlatıp, Müslümanları
birbirine düşürmeğe çalıştılar. Kendileri ehl-i kitâb ve tek Allah inancında
oldukları halde, "müşrikler, mü'minlerden daha doğru yolda" (179)
dediler. Sabahleyin Müslüman olmuş görünüp, akşam dönerek(180), Müslümanlarla
alay ettiler. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve Müslümanlar aleyhine şiirler
yazdılar. Oysa, ellerinde bulunan Tevrat'taki bilgilerden Hz. Muhammed
(s.a.s.)'in hak peygamber olduğunu da biliyorlar(181), buna rağmen düşmanlık
ediyorlardı.
Müslümanlarla Medine'deki Yahûdî
kabîleleri arasında yapılan vatandaşlık anlaşmasını ilk bozan Kaynukaoğulları
oldu. (182)
Müslümanlardan bir kadın, Kaynuka
yahûdilerinden bir kuyumcunun dükkanında alış- veriş ederken, bir Yahûdî,
kadın duymadan örtüsünün eteğini arkasına bağlamış, kadın kalkıp gitmek
isteyince her tarafı açılıvermişti. Kadının feryâdı üzerine yetişen bir
Müslüman bu Yahûdîyi öldürmüş, orada bulunan Yahûdîler de bu Müslümanı
öldürmüşlerdi. Bu olay yüzünden Kaynukaoğulları ile Müslümanların arası
açıldı.(183) Rasûlullah (s.a.s.) Beni Kaynuka'ya muâhedeyi yenilemeyi teklif
etti, onlar buna yanaşmadılar.
-"Sen bizi, savaş bilmeyen
Mekkeliler mi sanıyorsun? Biz savaşa hazırız...." dediler.(184)
Rasûlullah (s.a.s.) Ebû Lübâbe'yi Medine'de vekil bırakarak Şevval ayı ortalarında
ordusu ile Benî Kaynuka'yı muhasara etti. Kuşatma 15 gün sürdü.
Kaynukaoğulları diğer Yahûdî kabîleleri ve münâfıklardan bekledikleri yardımı
göremeyince, teslim olmağa mecbûr oldular. Muâhedeyi bozdukları, vatana
ihânet ettikleri için öldürülmeleri gerekiyordu. Kaynukaoğulları daha önce
Hazrec kabîlesinin himâyesindeydi. Hazrec kabîlesi eşrâfından, münâfıkların
başı Ubeyy oğlu Abdullah, bunu bahâne ederek bunların öldürülmemeleri için
ısrar ettiğinden, Rasûlullah (s.a.s.) Medine'den çıkarılmalarını emretti.
Böylece, 700 kişiden ibâret Kaynuka Yahûdîleri, Medine'den Şam tarafına
sürüldüler.(185) Ele geçen ganimet mallarının beşte biri Beytü'l-mâle (Devlet
hazinesine) ayrıldı.(186) Geri kalanı gazilere paylaştırıldı. Toprakları da,
topraksız Müslümanlara verildi. Böylece Müslümanlar, Yahûdîlerin en cesûru
sayılan Kaynukaoğullarının kötülüklerinden kurtulmuş oldular.
7-SEVİK GAZASI (Zilhicce 2
H./Mayıs 624 M.2)
Bedir Savaşında Mekkelilerin ileri
gelenleri ölmüş, Kureyşin başına Ebû Süfyan geçmişti. Ebû Süfyan,
Müslümanlarla savaşıp, Bedir yenilgisinin öcünü almadıkça kadınlarına
yaklaşmayacağına, yıkanmayacağına ve koku sürmeyeceğine yemin etmişti. 200
atlı ile Mekke'den çıkarak Medine'ye bir saatlik mesâfede Urayz Köyü'ne
gelmiş, çift sürmekte olan ensârdan Sa'd b. Âmir ile hizmetçisini şehit edip
bir kaç ev ve hurma ağacını ateşe verdikten sonra, "yeminim yerine
geldi", diyerek dönüp kaçmıştır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) bu durumu duyunca
80 süvâri, 120 yaya ile hemen tâkibe çıkmış ise de Ebû süfyân sür'atle
kaçtığı için yetişememiştir. Mekkelilerin erzak olarak getirip, kaçarken
ağırlık olmasın diye bıraktıkları çuvallar dolusu, kavrulmuş un (sevik)
Müslümanların eline geçtiğinden bu gazveye Sevik (kavrulmuş un, kavut) Gazası
denilmiştir.(187)
8- HİCRETİN İKİNCİ YILINDA DİĞER
OLAYLAR
Medine Devri'nin 2'nci yılında, Bedir
Savaşı'ndan önce Şaban ayında Ramazan orucu farz kılındı. Zekât da hicretin
2'inci yılında farz kılınmıştır. Bazı İslâm bilginleri, zekâtın Mekke devride
farz kılındığı, Medine Devrinde ise, zekâtın verileceği yerlerin belirlendiği
görüşündedir.(188) Gene bu yılda Ramazan ve Kurban bayramları namazları ile
fıtır sadakası ve kurban kesmek meşrû kılınmıştır.(189)
Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Hz. Osman'ın
zevcesi Rukiyye Bedir zaferi esnâsında Medine'de vefât etmiştir. Eşinin
hastalığı sebebiyle Hz. Osman Bedir Savaşı'na katılamamıştır.
Rasûlullah (s.a.s.)'e ilk vahyin geldiği
yıl doğmuş olan en küçük kızı Hz. Fâtıma ile Hz.Ali bu yılda evlenmişlerdir.
Evleninceye kadar Hz. Ali Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında kalmış ve O'nun
elinde yetişmişti. Evliliğinden sonra ayrı bir eve çıktılar. Rasûlullah
(s.a.s.)'in en sevgili kızı Fâtıma'ya çeyiz olarak verdiği eşya, bir yatak,
bir şilte, (minder), bir su tulumu, bir el değirmeni, iki su ibriği ve bir su
kabından ibârettir.
Bedir esirleri arasında Hz. Paygamber
(s.a.s.)'in damadı, Zeyneb'in eşi Ebu'l-As da bulunuyordu. Zeyneb, eşinin
fidyesi (kurtuluş bedeli) için kendisine annesi Hz. Hatice'nin düğün hediyesi
olarak verdiği gerdanlığı da göndermişti. Bu durumdan çok hislenen Rasûlullah
(s.a.s.) ve ashâbı, Ebu'l-Âs'ı fidye almadan serbest bırakmışlar, Zeyneb'in
gerdanlığını da geri göndermişlerdir. Ancak Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)
Ebu'l-Âs'dan müşrik olduğu için Zeyneb'in kendisine helâl olmadığını, bu
yüzden hemen Medine'ye göndermesini istedi. Ebu'l-Âs sözünü yerine getirdi.
Böylece Rasûlullah (s.a.s.)'in en büyük kızı Zeyneb de bu yıl içinde
Medine'ye hicret etmiştir.(190)

(158) "Rabbının yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır, onlarla en
güzel şekilde tartış..." (en-Nahl Sûresi, 125)
(159) İbn Hişâm, 2/241
(160) Zâdü'l-Meâd, 2/147
(161) Bkz. el-Buhârî, 1/15; Tecrid Tercemesi, 1/41 (Hadis No: 38);
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 3/252; Târih-i Din-i İslâm 3/65; Tahir Olgun, İbâdet
Tarihi, s. 80, İst., 1946; M. Zihni Efendi, Kitabü's-Salât, s.75, İst.,1326
(162) İbn Hişâm, 2/252; İbü'l-Esîr, a.g.e.,2/113
(163) İbn Hişâm, 2/254; Yahûdîlerin ve Kureyşin "Muhammed harâm
aylara saygı göstermedi" yaygaraları üzrine inen âyet-i kerime'de şöyle
buyrulmuştur.
"Sana harâm ayı ve o ayda yapılan savaşı sorarlar. De ki: O
ayda savaşmak, büyük günah ise de, insanları Allah yolundan alıkoymak, O'nu
inkâr etmek, Mescid'i Harâm'ın ziyâretlerine engel olmak, halkını oradan
çıkarmak, Allah katında daha büyük günahtır.." (el-Bakara Sûresi, 217)
(164) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 5-6
(165) Mâide Sûresi, 24
(166) Bkz. El-Buhârî, 5/4; Tecrid Tercemesi, 10-146 (Hadis No: 1562); İbn
Hişâm 2/266; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120
(167) İbn Hişâm, 2/267; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/120; Müslim, 3/1403, (Hadis
No: 1779) Kahire 1375/1955
(168) Enfâl Sûresi, 7
(169) İbn Hişâm, 2/267; Zâdü'l-Meâd, 2/217; Tecrid Tercemesi, 10/148-149
(170/1) Karşı karşıya gelen iki topluluğun durumlarında sizin için ibret
vardır. Bunlardan biri Allah yolunda savaşan topluluk, diğeri ise onları
(müslümanları) kendilerinin iki katı gören kâfir topluluk. Allah dilediğini
yardımıyla destekler. Bunda gerçeği görebilenler için ibret vardır. (Âl-i
İmrân Sûresi,13)
(170/2) Bkz. Târih-i Din-i İslâm, 3/100-101
(171) Bkz. el-Buhârî, 3/230; Müslim, 3/1384, (Hadis No: 1763) İbn Hişâm,
2/ 279; İbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/125; Tecrid Tercemesi, 8/385 (Hadis No:1228)
(172) "Rabbın meleklere 'Ben sizinleyim, mü'minleri destekleyin' diye
vahyetti ve 'ben kâfirlerin kalplerine korku salacağım, artık onların
boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın' dedi" (el-Enfâl Sûresi, 12)
" (Bedir'de) Rabbınızın yardımına sığınıyordunuz. O, 'Ben size birbiri
peşinden bin melekle yardım edeceğim' diye cevap vermişti." (el-Enfâl
Sûresi,9)
(173) İbn Hişâm, 2/277; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/125
(174) Siz Bedir'de düşkün bir durumda iken, Allah size yardım etmişti.
(Âl-i İmrân Sûresi, 123)
(175/1) Bkz. Tecrid Tercemesi, 8/ 507-509 (Hadis No:1298)
(175/2) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/136
(176) el-Bûharî; 1/65; Tecrid Tercemesi, 1/161-164 (Hadis No: 177) ve 2/
377-378 (Hadis No: 314)
(177) Bkz. el-Buhârî 5/8; Tecrid Tercemesi, 4/734, (Hadis No: 673) ve
10/160 (Hadis No: 1567); İbn Hişâm, 2/292; İbnü'l-Esîr, 2/129
(178) İbnü'l-Esîr, 2/136 "Yeryüzünde düşmanı yere sermeden esir
almak, hiç bir peygambere yaraşmaz. Siz dünya malını istiyorsunuz. Oysa
Allah, âhireti kazanmanızı ister. Allah azizdir, hakîmdir. Eğer Allah'ın
geçmiş bir yazısı olmasaydı, aldığınız fidyelerden dolayı size büyük bir azab
dokunurdu" (el-Enfâl Sûresi, 67-68)
(179) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 51
(180) Bkz. Âl–i İmrân Sûresi, 72
(181) Bkz. el–Bakara Sûresi, 146
(182) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/137
(183) İbn Hîşâm, 3/51; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/138
(184) İbn Hîşâm, 3/50; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/137
(185) Zâdü'l-Meâd, 2/230
(186) Bkz. el-Enfâl Sûresi, 41; İbnü'l-Esîr a.g.e., 2/138
(187) İbn Hişâm, 3/47-48; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/139-140; Zâdü'l-Meâd,
2/229
(188) Bkz. Yazır, M. Hamdi, Hak Dini Kur'an Dili, 7/5438, İst.,1938
(189) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/115 ve 2/138
(190) İbn Hişâm, 2/306-308
|
|
Sayfa Başı
|
|
III-HİCRETİN ÜÇÜNÇÜ YILI
(624-625 M.)
1- UHUD SAVAŞI (11 Şevval 3
H./27 Mart 625 M.)
"Gevşemeyin, üzülmeyin, eğer
inan-mışsanız üstün gelecek sizsiniz.
(Âl-i İmrân Sûresi, 139)
a) Savaşın Sebebi
Bedir Savaşında Mekke müşriklerinden 70
kişi ölmüştü. Bunlar arasında Ebû Cehil, Ukbe, Utbe, Şeybe, Ümeyye, Âs b.
Hişâm gibi Kureyş'in önde gelen simâları vardı. Bu yüzden Mekkeliler Bedir
yenilgisini unutamıyorlar, intikam ateşiyle yanıyorlardı.
Bedir'de,babalarını, kardeşlerini,
oğullarını ve diğer yakınlarını kaybedenler. Mekke reisi Ebû Süfyân'a
başvurdular. Dârun'-Nedve'de toplanarak, Şam kervanının kazancı ile bir ordu
toplayıp Medine'yi basmağa ve Müslümanlardan öç almağa karar verdiler.(191)
Mekke dışındaki müşrik Arap kabîlelerine,
şâirler, hatipler gönderdiler. Bunlar, Bedir'de öldürülenler için, şiirler,
mersiyeler söyleyerek halkı heyecâna getirdiler. 50 bin altın olan kervan
kazancının yarısı ile Mekke dışındaki müşrik kabilelerden 2000 asker
topladılar. Mekke'den katılanlarla, 700'ü zırhlı, 200'ü atlı omak üzere, Ebû
Süfyan'ın komutasında 3000 kişilik mükemmel bir ordu ile Medine üzerine
yürüdüler. Orduda ayrıca 300 deve, şarab tulumları, şarkıcı ve rakkase
kadınlar vardı. Bunlardan Başka, başta Ebû Süfyân'ın karısı Hind olmak üzere
Kureyş ileri gelenlerinden 14 tane evli kadın da kocaları ile birlikte
bulunuyorlardı.
b) Abbâs'ın Mektubu
Rasûlullah (s.a.s.)'in Mekke'deki amcası
Abbâs, Bedir'de esir düştükten sonra Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını
gizlemişti. Bedir'de çok zarar gördüğünü bahâne ederek, bu orduya katılmadı.
Özel haberciyle bir mektup göndererek, durumdan Rasûlullah (s.a.s.)'i
haberdar etti. Gönderilen keşif kolları da, Kureyş ordusunun Medine'ye
yaklaştığını haber verdiler.
Vahiy gelmeyen konularda, karâr vermeden
önce Rasûlullah (s.a.s.) ashâbla istişâre ederdi. Muhâcirleri ve ensârı
toplayarak:
-Düşmanı Medine dışında mı karşılayalım,
yoksa şehir içinde savunma tedbirleri mi alalım? diye istişârede bulundu.
Peygamber Efendimiz, bir gece önce
rüyâsında, kılıcında bir gedik açıldığını,yanında bir sığırın boğazlandığını
ve mübârek elini zırhı içinde muhâfaza ettiğini görmüştü. Kılıcında açılan
gediği, ehl-i beytinden birinin şehid olması; sığırın boğazlanmasını,
ashâbından bazılarının şehit düşmeleri; zırhı da Medine ile tâbir etmiş, bu
yüzden Medine dışına çıkılmayarak, şehirde savunma yapılmasını uygun
görmüştü.(192) Hz. Ebû Bekir, Sa'd b. Muâz gibi ashâbın büyükleriyle
münâfıkların başı Übeyy oğlu Abdullah da bu görüşteydiler. Fakat ashâbın
çoğunluğu, bilhassa Bedir savaşı'nda bulunamamış olan genç Müslümanlarla Hz.
Hamza:
- Biz böyle bir günü beklemekteydik,
düşmanla Medine dışında savaşalım, diye isrâr ettiler.(193) Rasûlullah
(s.a.s.) çoğunluğun arzusuna uyarak, birbiri üzerine iki zırh giyip,
miğferini başına geçirerek hâne-i saâdetinden çıktı. Medine dışında
savaşılmasını isteyenler, Peygamber Efendimizin arzusuna aykırı davranmakla
hata ettiklerini anlayarak fikirlerinden caydılar. Fakat Rasûlullah (s.a.s.):
c) Peygamber Zırhını Giydikten Sonra
-"Bir peygamber zırhını giydikten
sonra, savaşmadan onu çıkarmaz."(194) Eğer sabreder, görevinizi tam
yaparsanız, Allah'ın yardımıyla zafer bizimdir, dedi.
Kureyş ordusu, Medine'nin 5 km. kadar
kuzeyindeki Uhud dağı eteklerinde karargâhını kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)
Abdullah b. Ümmi Mektûm'u Medine'de vekil bırakarak, 1000 kişilik kuvvetle,
cuma namazından sonra Medine'den çıktı. O gün Uhud'a kadar ilerlemeyip geceyi
"Şeyheyn" denilen yerde geçirdi. Sabahleyin şafakla beraber Uhud'a
vardı, savaş için en elverişli yeri seçti.
Yolda Übeyy oğlu Abdullah, "Muhammed
(s.a.s.) bizim gibi yaşlı ve tecrübelileri dinlemedi, çocukların sözüne uydu.
Ben meydan savaşını uygun görmemiştim..." bahânesiyle, kendisine bağlı
300 münâfıkla, ordudan ayrıldı. Böylece Müslümanların sayısı 700'e düştü.
d) Rasûlullah (s.a.s.)'in Savaş Düzeni
Peygamber Efendimiz, ordusunun arkasını
Uhud Dağı'na vererek Medine'ye karşı saf yaptı. Solundaki Ayneyn tepesi'ne
"Cübeyr oğlu Abdullah" komutasında 50 okçu yerleştirdi.
-Galip de gelsek mağlup da olsak, benden
emir gelmedikçe yerinizden ayılmayacaksınız, Şu vâdiden, düşman atlıları
arkamıza dolaşıp bizi kuşatabilirler. Oklarınızla onları buradan geçirmeyin,
çünkü at, oku yeyince ilerleyemez, dedi.(195) Müslümanların karşısında savaş
durumu alan müşrik ordusu, sayıca Müslümanların 4 katından daha fazlaydı.
Üstelik bunlardan 700'ü zırhlı, 200'ü atlıydı. Müslümanların ise 100 zırhı ve
sadece 2 atları vardı. Sağ koluna Ukâşe, sol koluna ise Ebû Mesleme memûr
edilmişti. Rasûlullah (s.a.s.) ise ortada bulunuyordu.
Ebû Süfyân komutasındaki 3000 kişilik
müşrik ordusunun sağ kanadına Velid oğlu Hâlid, sol kanadına Ebû Cehil'in
oğlu İkrime, süvârilere Ümeyye oğlu Safvân, okçulara ise Rabîa oğlu Abdullah
komuta ediyordu.
Kureyşli kadınlar, Bedir'de ölenler için
mersiyeler okuyorlar, defler çalıp şarkılar söyleyerek askerler arasında
dolaşıyorlar, onları savaşa teşvik ediyorlardı.
Savaş, o devrin âdeti üzerine mübâreze
ile (meydanda teke tek çarpışma ile) başladı. Kureyş'in bayrağını taşıyan
Abdüddâr oğullarından ortaya çıkan 9 kişi birer birer Müslümanlar tarafından
öldürüldü.
Rasûlullah (s.a.s.) elindeki kılıcı
göstererek:
-Hakkını ödemek şartıyla bu kılıcı kim
ister? diye sordu. Ensârdan Ebû Dücâne:
-Bunun hakkı nedir, Ya Rasûlallah? diye
sordu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Eğilip bükülünceye kadar düşmanla
savaşmak, diye cevap verdi.
Ebû Dücâne bu şartla aldığı kılıçla
düşman üzerine saldırdı, müşrik safları arasına girdi.(196) Hamza, Ali, sa'd
b. Ebî Vakkâs, Ebû Dücâne gibi kahramanların hücûmlarıyla savaşın ilk anında
20'den fazla ölü veren Kureyş, bozguna uğramış, sağ ve sol kanat geri
çekilmiş, def çalarak Kureyşlileri savaşa teşvik eden kadınlar, feryadlar
kopararak yüksek tepelere kaçmışlardı. İman kuvveti karşısında sayı ve
malzeme üstünlüğü işe yaramamış, müşrikler kaçmağa başlamışlardı.
e) Okçular Yerlerini terkedince
Böylece ilk safhada müslümanlar savaşı
kazandılar. Fakat kaçan düşmanı sonuna kadar tâkib etmeden, savaş alanına
dağılarak, ganimet (düşmandan kalan malları) toplamağa koyuldular. Ellerine
geçen fırsatı yeterince değerlendiremediler. Ayneyn tepesinden durumu
seyreden okçular da birbirlerine:
-Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer
kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım, dediler.(197) Abdullah b. Cübeyr:
-Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in
emrini unuttunuz mu? O'ndan emir almadıkca yerimizden ayrılmayacağız... diye
ısrâr ettiyse de dinlemediler.(198) Abdullah'ın yanında sadece 8 okçu kaldı.
Düşmanın sağ kanat komutanı Hâlid b.
Velîd, Rasûlullah (s.a.s.)'in okçularla koruduğu Ayneyn vâdîsinden geçerken
Müslümanları arkadan kuşatmayı denemiş, okçular bu geçidi bekledikleri için
başaramamıştı. Okçuların buradan ayrıldığını görünce, emrindeki süvârilerle
hücûma geçti. Cübeyr oğlu Abdullah ile 8 sâdık arkadaşını şehit edip, ganimet
toplamakla meşgul Müslüman ordusunu arkadan çevirdi. Müşrikler, geri dönüp
yeniden hücûma geçtiler. Tepelere çekilen kadınlar da def çalarak aşağıya
indiler. Müslümanlar, önden ve arkadan iki hücûmun arasında şaşırıp kaldılar.
Savaşı kazanmışken kaybetmeğe başladılar. Birbirlerinden ayrılmış ve dağılmış
bir durumda oldukları için, canlarını kurtarma sevdâsına düştüler. (199)
f) Hz. Hamza'nın Şehid Düşmesi
Bedir Savaşı'nda babası Utbe, kardeşi
Velîd ve amcası Şeybe'yi kaybetmiş olan Ebû Süfyân'ın karısı Hind, babasını
öldüren Hamza'dan öç almak istiyordu. Hamza'nın karşısında kimse duramadığı
için, Cübeyr b. Mut'im'in kölesi ve iyi bir nişancı (atıcı) olan Habeşli
Vahşî'ye Hamza'yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vâdetmiş, efendisi
Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.
Vahşî, Hamza'nın karşısına çıkmaya
cesâret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza'nın önünden geçmesini
bekledi.Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç
önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan
Abdu'l-Uzza oğlu-Sibah'ı öldürdüğü sırada, Vahşî'nin tam önünde bulunuyordu.
Vahşî fırsatı kaçırmadı. Habeşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa
mızrağını) gizlendiği yerden fırlattı; kahraman Hamza'yı kasığından vurarak
şehit etti.(200) Hamza'nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Karnını yarıp,
ciğerini çıkararak dişledi, fakat yutamadı. Vahşi'yi mükâfatlandırdı ve
kölelikten kurtardı.
Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza'nın
şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esâsen, ansızın önden ve
arkadan uğradıkları hücûm sebebiyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, bir çok
şehid vererek, şuraya buraya dağılmışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)'in
etrafında sâdece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi
kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüşlerdi.(201)
g) Rasûlullah (s.a.s.)'in Öldüğü
Şâyiası
İbni Kamie el-Leysi adlı bir müşrik,
Hz.Peygamber (s.a.s.)'e benzeterek, İslâm ordusunun sancaktarı Mus'ab b.
Umeyr'i şehit etmiş ve Muhammed (s.a.s.)'i öldürdüm, diye ilân etmişti.(202)
Bu şâyia üzerine İslâm ordusunda panik başladı. Rasûlullah (s.a.s.):
-Ey Allah'ın kulları, bana
geliniz,etrafımda toplanınız, diye sesleniyor, fakat kimse O'nu duymuyordu.
Müslümanlar birbirinden habersiz üç fırka
olmuşlardı.
l) Rasûlullah şehid olduysa, Allah
bâkidir. O'nun yolunda biz de şehit oluruz, diyerek savaşa devâm edenler.
Enes b. Nadr (Enes b. Mâlik'in amcası) bunlardandı.Yetmişten fazla yara
aldıktan sonra şehid düşmüştür.
2) Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfını
çevirip, vücûdlarıyla O'na siper olan, O'nu düşman saldırısına karşı
koruyanlar. Bunlar "14" kişi kadardı. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz.
Ali, Abdurrahman b. Avf, Talha, Zübeyr, Sa'd b. Ebî Vakkas, Ebû Dücâne
bunlardandır.
3) Rasûlullah şehid olduktan sonra,
burada durmanın manası yok, diyerek, savaş alanından ayrılanlar.(203)
Bunlardan bir kısmı dağlara çekilmişler, bazıları ise Medine'ye dönmüşlerdi.
Müslümanların bu dağınık durumlarından
yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)'in yanına kadar sokuldular. Atılan
bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni
Kamie'nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zırhından kopan iki halka yanağına
battığından yüzünden de yaralandı.(204)
Ashâb-ı kirâm, savaş alanında Rasûlullah
(s.a.s.)'i bir türlü bulamıyordu. Halbuki, Rasûlullah(s.a.s.) bulunduğu
yerden hiç ayrılmamıştı. Nihâyet Hz. Peygamber Efendimizi Ka'b b. Mâlik gördü
ve:
-Ey mü'minler, Rasûlullah (s.a.s.)
burada, diye haykırdı. Ka'b'ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah
(s.a.s.)'in etrâfında toplanarak, müşriklerin saldırılarını durdurdular.(205)
h) Ebû Süfyân'la Hz.Ömer Arasında
Geçen Muhâvere
Müşriklerin saldırıları yavaşlayınca,
Peygamber Efendimiz etrâfında toplanmış olan Müslümanlarla Uhud Dağı
tepelerinden birine çekildi. Müslümanların bir tepede toplandığını gören Ebû
Süfyân da, onların karşısında başka bir tepeyi işgal etti. Ebû Süfyân,
Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesinlike öğrenemediğinden merak
içindeydi. Bu sebeple yüksek sesle üç defa:
-İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû
Bekir varmı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap
verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:
-"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş.
Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.
-"Yalan söylüyorsun ey Allah
düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû
Süfyân:
-Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz
Bedir'in öcünü aldık, üstünlük bizde... diye gururlandı. Ömer:
-Bizden ölenler Cennet'de, sizinkiler ise
Cehennem'de diye cevâp verdi.
-Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz
Muhammed (s.a.s.) 'i öldürdük mü?
-Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu
sözlerini de işitiyor.
-Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni
Kamie'nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenâlıkları ben
emretmedim(206), fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir'de buluşalım,
dedi. Hz. Ömer de:
-"İnşallah, diye cevap verdi.(207)
Hz. Ömer'le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler
Uhud'dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)'i öldürmek, Medine'yi basıp
müslümanları imhâ etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mekke'den
gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu
ve Rasûlullah (s.a.s.)'in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam
etmeğe cesâret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.
l) Uhud Savaşı'ndan Üç Safha
Uhud Savaşı'nda üç safha yaşandı:
İlk safhada Müslümanlar üstün geldiler,
20'den çok düşman öldürerek, müşrikleri bozguna uğrattılar.
İkinci safhada, kaçan müşrikleri
kovalamayı bırakıp, kesin sonuç almadan ganimet toplamaya koyulmaları ve
Rasûlullah (s.a.s.)'in yerlerinden ayrılmamalarını emrettiği okçu birliğinin
görevlerini terketmeleri yüzünden, Müslümanlar 70 şehit vererek mağlup duruma
düştüler.
Üçüncü safhada ise, dağılmış olan
Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.s.)'in etrâfında toplanıp, karşı hücûma geçerek,
düşman hücûmunu durdurdular.
Müşriklerin Uhud'dan ayrılmasından sonra
Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yıkanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer
defnettirdi.(208) Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra
kıldı.(209)
2- HAMRÂÜ'L-ESED GAZVESİ
Müşrikler, elde ettikleri
üstünlükten yararlanıp Müslümanları imhâ etmeden savaş alanından ayrıldıklarına
pişmân oldular. Aralarında, geri dönüp Medine'yi basmayı konuştular.
Rasûlullah (s.a.s.) bu durumdan haberdar olunca, Medineye dönüşünden bir gün
sonra, Uhud Savaşı'na katılmış olan ashâbını toplayarak Medine'den 16 km.
kadar uzakta "Hamrâ'ü'l-Esed" denilen yere kadar müşrikleri
takibetti. Gece olunca, burada 500 kadar ateş yaktırdı. Müşrikler, takib
edildiklerini öğrenince, korktular; Medine'yi basma düşüncesinden vazgeçerek,
süratle Mekke'ye döndüler.(210/1)
3- HİCRETİN ÜÇÜNCÜ YILINDA DİĞER OLAYLAR
a) Rasûlullah (s.a.s.)'in Hz. Hafsa ve
Huzeyme Kızı Zeyneb'le Evlenmesi.
Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nın ilk eşi Huneys
b. Huzâfe, Kureyş ileri gelenlerinden ve Habeşistan'a hicret eden ilk
Müslümanlardandı. Sonra Medine'ye hicret etmiş, Bedir ve Uhud Savaşlarına
katılmıştı. Uhud Savaşında aldığı bir yaradan, Medine'de vefât etti.
Hz. Ömer, Rasûlullah (s.a.s.) ile kızı
Hafsa'nın evlenmesini şöyle anlatmıştır:
-Hafsa dul kalınca, Osman'a onunla
evlenmesini teklif ettim. Hele bir düşüneyim, diye cevap verdi. Sonra
kaşılaştığımızda, şu sırada evlenmeyi uygun görmüyorum, dedi. Bunun üzerine
Ebû Bekir'e istersen Hafsa'yı sana vereyim, dedim. Ebû Bekir sustu. Müsbet
veya menfi cevap vermedi. Ebû Bekir'in susmasına Osman'ın teklifimi geri
çevirmesinden daha çok üzüldüm. Keyfiyeti Rasûlullah (s.a.s.)'e
arzedince:
-Üzülme yâ Ömer, Hafsa'yı Osman'dan
hayırlısı alacak; Osman da Hafsa'dan daha iyisi ile evlenecek(210/2),
buyurarak, Hafsa'nın izdivâcına tâlip oldu; Osman'ı da kızı Ümmü Gülsüm'le
evlendirdi. Sonra Ebû Bekir bana rastladığında:
-Sanıyorum, Hafsa'yı bana teklif
ettiğinde cevap vermediğime gücenmiştin. Ben Hafsa'yı Rasûlullah(s.a.s.)'in
alacağını biliyordum. (Bana bunu söylemişti.) Rasûlullah (s.a.s.)'in sırrını
ifşâ etmeyi uygun bulmadağım için sana cevap vermedim. Eğer böyle olmasaydı,
teklifini kabûl ederdim, dedi.(211)
Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Hafsa ile
evlenerek, hem en yakın arkadaşlarından Hz.Ömer'in üzüntüsünü giderdi, hem de
Hz. Ebû Bekir gibi Hz. Ömer'i de akrabalık bağı ile kendisine bağlamış oldu.
(Şaban 3 H / Ocak 625 M)
Hilâloğullarından Huzeyme kızı Zeyneb,
ilk kocasından ayrılmış; Rasûlullah (s.a.s.)'in halasının oğlu olan ikinci
kocası Cahşoğlu Abdullah ise, Uhud Savaşı'nda şehid düşmüştü. Zeyneb genç ve
güzel değildi, orta yaşlı ve merhametli bir hanımdı. Fakirleri, yoksulları,
kimsesizleri gözettiği için, kendisine "Ümmü'l-mesâkin" ünvânı
verilmişti.
Eşinin şehit düşmesiyle himayeye muhtaç
kalan bu şefkatli hanımı Rasûlullah (s.a.s.) nikâhladı. Fakat Zeyneb çok
yaşamadı, evlenmesinden üç ay kadar sonra vefât etti.
Rasûlullah (s.a.s.)'in torunu Hz. Hasan
da bu yıl Ramazan ortalarında doğmuştur.(212)
b) Rasûlullah (s.a.s.)'in kızı Ümmü
Gülsüm'ün Hz. Osmanla Evlenmesi
Hz. Osman, Rasûlullah (s.a.s.)'in ikinci
kızı Rukiyye ile evliydi. Rukiyye, Bedir Savaşı esnâsında vefât etmişti. Bir
yıl sonra, Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Osman'ı üçüncü kızı Ümmü Gülsüm'le
evlendirdi. Rasûlullah (s.a.s.)'in iki kızı ile evlenmiş olduğu için Hz.
Osman'a "Zi'n-nûreyn" (iki nûr sâhibi) denilmiştir.

(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149
(192) İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232
(193) İbn Hişâm, 3/67
(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150
(195) Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No:
1269); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152
(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr,
2/152
(197) Bkz. Âl-i İmrân Sûresi, 152
(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis
No: 1269)
(199) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154
(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585);
İbn Hişâm, 3/75
(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)
(202) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; İbn Hişâm, 3/77
(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok
peygamberler gelip geçti. Şâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız
üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i İmran Sûresi, 144)
(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84;
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234
(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235
(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak,
Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve
burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı.
(207) Bkz. el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No:
1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238
(208) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246
(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)
(210/1) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164
(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/51, Kahire,
1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960
(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve
11/338- 339 (1803 No. lu hadisin izâhı); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No:
689)
(212) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166
|
|
Sayfa Başı
|
|
IV-HiCRETİN DÖRDÜNCÜ YILI
(625-626 M.)
1- RACİ' OLAYI (Safer 4
H./ Temmuz 625 m.)
Uhud savaşı'ndan sonra müşriklerin
cesâretleri arttığı için Medine'de Müslümanların güvenliği geniş ölçüde
sarsıldı. Rasûlullah (s.a.s.) bir taraftan gerekli savunma tedbirleri alıyor,
bir taraftan da İslâm'ı yaymak için her fırsattan yararlanmağa çalışıyordu.
Müslümanlığı kabûl edip, dinin hükümlerini ve Kur'an-ı Kerim'i öğrenmek
isteyen kabîlelere mürşitler gönderiyordu.
Adal ve Kare kabîlelerinden bir hey'et,
Rasûlullah (s.a.s.)'e başvurarak, kabîlelerine Müslümanlığı ve Kur'an-ı
Kerim'i öğretecek mürşidler gönderilmesini istediler. Rasûlullah (s.a.s.)
bunlara Sâbit oğlu Âsım başkanlığında, 10 kişi gönderdi. Yolda, Usfan ile
Mekke arasında Raci' suyu yakınlarında Hüzeyl kabîlesi'nden 100 kişilik bir
çetenin hücûmuna uğradılar. Mürşitlerden 8'i çarpışarak şehid oldu, 2'si
teslim oldu. Zeyd b. Desine ve Hubeyb b. Adiy adlarındaki bu iki zâtı Hüzeyl'liler
Mekke'ye götürüp sattılar.(213)
Zeyd'i, Bedir Savaşı'nda öldürülen babası
Ümeyye'nin öcünü almak için, Ümeyye oğlu Safvan satın almış, öldürülmesini
seyretmek üzere bütün Mekke ileri gelenlerini dâvet etmişti. Ebû Süfyân
Zeyd'e yaklaşarak:
-Doğru söyle, hayâtının kurtarılması
için, senin yerine Muhammed (s.a.s.)'in öldürülmesini istemez miydin?
demişti.
Zeyd hiç tereddüt göstermeden:
-Asla, Rasûlullah (s.a.s.)'in hayâtı
yanında, benim hayâtım hiçtir. Benim kurtulmam için değil O'nun öldürülmesini,
Medine'de ayağına bir diken batmasını bile istemem, diye cevap verdi. Bu
kuvvetli iman karşısında Ebû Süfyân:
-Gerçek şu ki,hiç kimse, arkadaşları
tarafından Muhammed (s.a.s.) kadar sevilmemiştir, demekten kendini alamadı.
Hubeyb, Uhud Savaşı'nda Âmir oğlu Hâris'i
öldürmüştü. Babasının intikamını almak üzere onu da Haris'in kızı satın
almıştı. Hubeyb öldürüldüğü esnâda hiç metânetini kaybetmedi. İzin alarak, 2
rek'at namaz kıldı. Ölümden korktu da uzattı, demeyesiniz diye kısa kestim,
dedi.(214) O zamandan beri idâm edilen müslümanların, infâzdan önce namaz
kılmaları âdet olmuştur.(215)
Dininden dönersen, serbest bırakacağız,
dedikleri zaman:
-Benim için, Müslüman olarak öldürülmek,
dinimden dönmekten daha hayırlıdır, diye cevap verdi. Müşrikler tarafından
bir direğe asılarak şehid edildi.
Olay. Medine'de duyulunca, Rasûlullah
(s.a.s.) ve Müslümanlar son derece üzüldüler. Medine'li Şâir Hassân, Zeyd ve
Hubeyb için mersiyeler yazdı. Rasûlullah (s.a.s.)'de:
-"Allah lâyık oldukları cezâyı
versin" diyerek, cânileri Allah'a havâle etti.
2- MEÛNE KUYUSU FÂCİASI
(Safer 4 H./ Temmuz 625 M.)
Necid Şeyhi Ebû Berâ Mâlikoğlu Âmir,
Medine'ye gelerek Rasûlullah (s.a.s.)'e:
-Eğer Necid Bölgesine bir irşât hey'eti
gönderirseniz, büyük bir kısmının Müslüman olacağını ümüd ediyorum, dedi.
Rasûlullah (s.a.s.):
Necid Bölgesi halkına
güvenemiyorum, diye cevap verdi. Ebû Berâ, mürşitlerin hayatı için kabîlesi
adına kesin teminât verdiğinden, Rasûlullah (s.a.s) Ebû Berâ'nın kardeşinin
oğlu Âmir b. Tufeyl'e bir mektup yazdırarak, Münzir b. Amr'ın başkanlığında
70 kişilik bir hey'eti Necid Bölgesine gönderdi. Bunların hepsi de Suffe
ashâbındandı. Kafile Medine'den 4 konak uzaklıkta Meûne Kuyusu (Bi'r-i Meûne)
denilen yere varınca, içlerinden Harâm b. Milhân ile Rasûlullah (s.a.s.)'in
mektubunu Âmir b. Tufey'le gönderdiler. Âmir mektubu bile okumadan Harâm'ı
şehid etti. Hey'etin tamamını öldürmek üzere kabîlesini (Âmiroğulların'ı)
teşvik ettiyse de onlar "Biz Ebû Berâ'nın emân ve sözünü ayaklar altına
alamayız", diyerek ona uymadılar. Âmir b. Tufeyl Süleym Kabîlesi'ne
mensûp Usayye, Rı'l, Zekvân ve Lihyânoğuları ile Harâm b. Milhân'ın dönmesini
beklemekte olan mürşitler üzerine hücum etti. Hepsi şehid oldu. İçlerinden
yalnızca Ka'b b. Zeyd yaralı olarak kurtulmuştu. O da Hendek Savaşı'nda şehid
oldu.
Rasûlullah (s.a.s.)'i, Cibrîl bu fâciadan
haberdar etti. Seriyyedeki bütün ashâbın Rablarına kavuştular, Allah onlardan
râzı oldu... diye bildirdi. Rasûlullah (s.a.s.) bu fâciadan son derece elem
duydu. Tam 40 sabah Rı'l, Zekvân, Usayye ve Lihyanoğulları için bedduâ
etti.(216)
Amr b. Ümeyye ise, olay esnâsında
develeri otlatmakla görevli olduğu için esir düşmüş, sonra kurtulmuştu.
Medine'ye dönerken, iki Necidliye rastladı. Şehid edilen arkadaşlarının öcünü
almak için bunları uyurken öldürdü. Halbuki bunlar, müslümanların himâyesinde
olan Âmir oğullarındandı. Bu sebeple bunların âilelerine diyetleri (kan
bedelleri) ödendi.
3- NADÎROĞULLARI GAZVESİ
(Rabiulevvel 4 H./Ağustos 625 M.)
Benî Nadîr Yahûdîleri Medine'ye iki
saatlik bir mesâfede oturuyorlardı. Aralarındaki anlaşma gereğince,
Müslümanların ödedikleri diyete, Yahudî kabîlelerinin de katılması
gerekiyordu. Âmir oğullarından, Amr b. Ümeyye'nin yanlışlıkla öldürdüğü iki
kişinin diyeti ödenecekti. Rasûlullah (s.a.s.) yanına ashâbından 10 kişi
alarak, diyetten paylarına düşeni istemek üzere Nadîroğulları yurduna gitti.
Yahudîler, Rasûlullah (s.a.s.)'in teklifini kabul etmiş göründüler, fakat
ayaklarına kadar gelişini fırsat sayarak, Rasûlullah (s.a.s.)'e sû-i kast
yapmayı planladılar.
Bir evin gölgesinde oturmakta olan Hz.
Peygamber (s.a.s.)'in üzerine, evin saçağından bırakacakları büyük bir taşla
O'nu öldürmek istediler.(217)
Cenâb-ı Hakk, peygamberini Yahûdîlerin
hazırlığından haberdar etti. Rasûlullah (s.a.s.) oradan ayrılıp Medine'ye
döndü. Yahûdîlerin tuzağını ashâbına bildirdi. Bu davranışlarıyla
Nadîroğulları anlaşmayı bozmuşlardı. Rasûlullah (s.a.s.), Muhammed b.
Mesleme'yi bunlara göndererek 10 gün içinde Medine'yi terk etmelerini, 10
günden sonra kim kalırsa boynunu vuracağını kendilerine bildirdi. Yahûdîler
yol hazırlığına başladılar. Fakat, münafıkların başı Übeyyoğlu Abdullah:
-"Medine'den çıkmayın, biz size
yardım ederiz, Kurayzaoğulları da yardım edecek, diye gizlice haber gönderdi.
(218) Bu sebeple Nadîroğulları yol hazırlığından vazgeçip kendilerini
savunmaya karar verdiler.
Rasûlullah (s.a.s.) Rabiulevvel'de
Nadîroğulları yurdunu kuşattı. Nadîroğulları bir yıllık yiyeceklerini depo
ettikleri kalelerinin sağlamlığına güveniyorlard.(219) Kuşatma, 15-20 gün sürdü.
Savaş sokaktan sokağa, evden eve atlayarak devâm etti. Rasûlullah (s.a.s.)
Yahûdîlere siper olan, savaşı zorlaştıran hurma ağaçlarını kestirdi.(220)
Nadîroğulları, münâfıklardan da,
Kurayzaoğullarından da bekledikleri yardımı görmediler. Muhâsaranın kaldırılması
için emân dilediler. Berâberlerinde götürebildikleri kadar mal ile Medine'den
çıkmalarına izin verildi. 600 deve yükü eşya ile Medine'den ayrıldılar. Bir
kısmı Şam'a, bir kısmı Filistin'e göç etti. Selâm, Kinâne ve Huyey ismindeki
reisleri ise Hayber'e sığındılar. Üzüntülerini belli etmemek için, şarkılar
söyleyip, defler çalarak Medine'den ayrıldılar. Bunlar daha sonra Hendek
Savaşı'nı hazırladılar.
50 zırh, 50 miğfer, 340 kılıç ve diğer
bazı mallar ganimet olarak Müslümanlara kaldı. Rasûlullah (s.a.s.) bu
ganimetleri muhâcirlere ve yoksullara dağıttı.(221)
Uhud Savaşı'ndan sonra Müslümanların
itibârı sarsılmıştı. Nadîroğulları'nın Medine'den çıkarılmasıyla, Medine
civârındaki müşrik kabîleleri arasında Rasûlullah (s.a.s.) 'in nüfûzu tekrar
kuvvetlenmiş oldu.
4- RASÛLULLAH (S.A.S.)'İN HZ. ÜMMÜ
SELEME İLE EVLENMESİ
Asıl adı Hind olan Ümmü Seleme, Ebû
Ümeyye el-Mahzûmî'nin kızıdır. İlk kocası Ebû Seleme Abdullah b. Abdülesed,
Abdülmüttalib'in kızı Berre'nin oğlu olup, Rasûlullah (s.a.s.)'in halazâdesi
idi. Kocası ile birlikte Habeşistan'a hicret etmiş, ilk çocuğu Seleme orada
doğmuştu.
Ümmü Seleme'nin ilk eşi Ebû Seleme, Uhud
Savaşı'nda aldığı yara sebebiyle vefât etti. Rasûlullah (s.a.s.) Ebû
Seleme'yi çok severdi. Vefâtından sonra dört çocuğu ile kimsesiz ve himâyesiz
kalan eşi Ümmü Seleme'yi nikâhlayarak himâyesi altına aldı. Ümmü Seleme,
fazilet ve olgunluk yönünden Hz. Aişe'den sonra Ezvâc-ı tâhirâtın en
üstünüydü. Ezvâc-ı tâhirât içinde en son vefât eden, Ümmü Seleme olmuştur.
Hicretin 59'uncu yılı 84 yaşında vefat etmiş, Baki kabristanına
defnedilmiştir.
5-İÇKİ VE KUMARIN HARAM
KILINMASI
Mekke devrinde içki ve kumar yasaklanmış
değildi. Müslümanlardan da içki içen ve kumar oynayanlar vardı. Rasûlullah
(s.a.s.) bunlara ses çıkarmıyordu. İçki ve kumarın yasaklanması birden bire
değil, tedricen olmuştur.
İçki ile ilgili Kur'ân-ı Kerîm'de 4 âyet
vardır. Mekke'de inen ilk âyetde:
"Hurma ve üzüm ağaçlarının
meyvelerinden içki yapar, güzel bir rızık edinirsiniz", (en-Nahl Sûresi,
67) buyrulmuş, içki yasaklanmamıştır. Medine devrinde Hz Ömer ve Muâz gibi
bazı sahâbe:
-Ey Allah'ın Rasûlü, içki hakkında bize
yol göster, çünkü şarab aklı gideriyor, diye Rasûlullah (s.a.s.)'e baş
vurdular: Hicretin 4'üncü yılı Şevvâl ayında:
"Sana içki ve kumarı soruyorlar. De
ki: Bunlar da hem büyük günah, hem de insanlara bazı yararlar var, fakat
günahları menfaatlerinden daha büyük..." (el-Bakara Sûresi, 219)
anlamındaki âyet indi. İçkiyi ilk yasaklayan âyet bu oldu. Fakat bu âyetle
içki kesinlikle yasaklanmadığından, "günahı var" diye bırakanlar
olduğu gibi, "faydası da var" diye eskisi gibi içenler de vardı.
Abdurrahman b. Avf'ın verdiği bir
ziyâfette dâvetliler içki de içmişlerdi. Akşam namazında cemâte imâm olan zât
"el-Kâfirûn Sûresi"ni sarhoşluk sebebiyle yanlış okudu. Âyetlerin
anlamları değişti. Bunun üzerine:
"Ey inananlar, ne söylediğinizi
bilecek duruma gelmedikçe, sarhoş iken namaza yaklaşmayın," (en-Nisâ
Sûresi, 43) anlamındaki âyet indi.
Bir müddet sonra Ensardan Mâlik oğlu
Itbâ'nın ziyâfetinde dâvetliler sarhoş oldular. Sa'd b. Ebî Vakkas bir şiir
okuyarak kendi soyunu övdü, ensârı ise yerdi. Ensârdan bir zât da, sofrada
yedikleri devenin çene kemiğini Sa'd'a vurup başını yardı. Sa'd, Hz.
Peygamber (s.a.s)'e şikâyette bulundu. O zaman:
"Ey İnananlar, içki, kumar,
tapınılmak için dikilmiş taşlar (putlar), fal okları, ancak şeytanın işinden
birer pisliktir. Bunlardan uzak durun ki, kurtuluşa eresiniz..."
(el-Mâide Sûresi, 90) anlamında inen âyetle içki ve kumar kesinlikle
yasaklandı. Rasûlullah (s.a.s) bu yasağı hemen ilân ettirdi. Bütün
Müslümanlar içkiyi bıraktılar. Evlerinde, dükkânlarında bulunan bütün
içkileri sokaklara döktüler.
Rasûlullah (s.a.s) Efendimiz içkiyle
ilgili olarak:
"Sarhoş edici bütün içkiler
haramdır." (Müslim,3/ 1575-1576; et-Tâc, 3/141).
"Çoğu sarhoşluk veren içkinin azı da
haramdır" buyurmuştur. (İbn Mâce, es-Sünen, 2/l124 Hadis No: 3392;et-Tâc
3/142)
"İçki, bütün kötülüklerin
anasıdır." (Keşfü'l Hafâ, l/382 (Hadis No: 1225, Beyrut 1351)
buyurmuştur.

(191) İbnü'l-Esîr, 2/148-149
(192) İbn Hişâm, 3/66-67; İbnü'l-Esîr, 2/150; Zâdü'l-Meâd, 2/232
(193) İbn Hişâm, 3/67
(194) Zâdü'l-Meâd, 2/231; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/150
(195) Bkz. el.Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No:
1269); İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/152
(196) Riyâzü's-Salihin Tercemesi, 1/128, (Hadis No: 91); İbnü'l-Esîr,
2/152
(197) Bkz. Âl-i İmrân Sûresi, 152
(198) el-Buhârî, 4/26-27 ve 5/29-30; Tecrid Tercemesi, 8/457-460 (Hadis
No: 1269)
(199) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154
(200) el-Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585);
İbn Hişâm, 3/75
(201) Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)
(202) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/155; İbn Hişâm, 3/77
(203) "Muhammed ancak bir peygamberdir. O'ndan önce de bir çok
peygamberler gelip geçti. Şâyet o ölseydi veya öldürülseydi, siz topuklarınız
üzerinde gerisin geriye mi dönecektiniz?..." (Âl-i İmran Sûresi, 144)
(204) el-Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84;
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/154; Zâdü'l-Meâd, 2/234
(205) İbnü'l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâdü'l-Meâd, 2/235
(206) Kureyşli kadınlar savaş alanının tenhalığından yararlanarak,
Bedir'de öldürülen yakınlarının öçlerini almak için şehitlerin kulak ve
burunlarını kesmişler, karınlarını yararak ciğerlerini çıkarmışlardı.
(207) Bkz. el-Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No:
1269) Zâdü'l-Meâd, 2/236-238
(208) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü'l-Meâd, 2/246
(209) el-Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 (Hadis No: 661)
(210/1) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/164
(210/2) İbn Sa'd, Tabakat, 8/82-83; İbn Hacer, el-İsâbe, 8/51, Kahire,
1972; İbn Abdi'l-Berr el-İstîab, 4/1811, Kahire, 1960
(211) el-Buhârî, 6/130; Tecrid Tercemesi, 10/166 (Hadis No: 1571) ve
11/338- 339 (1803 No. lu hadisin izâhı); Riyâzü's-sâlihin, 2/98 (Hadis No:
689)
(212) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/166
(213) Bkz-el-Buhârî, 5/40; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/167
(214) Bkz. el-Buhârî, 5/41
(215) İbn'ül-Esîr, a.g.e., 2/168; Tafsilât için bkz. Riyâzü's-Salih'in,
3/97-101, (Hadis No: 1538)
(216) el-Buhârî, 3/204 ve 5/41-42; Tecrid Tercemesi, 8/305, (Hadis No :
1183)
(217) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/173
(218) Bkz. el-Haşr Sûresi, 11
(219) Bkz. el-Haşr Sûresi, 2
(220) Bkz. el-Haşr Sûresi, 5; el-Buhârî, 5/ 23; Tecrid Tercemesi, 10/175
(Hadis No: 1576)
(221) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/174; Târih-i Din-i İslâm, 3/215
|
|
Sayfa Başı
|
|
V-HİCRETİN BEŞİNCİ YILI
(626-627 M.)
1- BENÎ MUSTALIK GAZÂSI (MÜREYSİ'
SAVAŞI)
(2 Şabân 5 H./17 Aralık 626 M.)
Mustalikoğulları Huzâa kabilesindendir.
Necid bölgesinde, Medine'ye 9 günlük bir yerde yerleşmişlerdi. Müslümanlarla
iyi geçiniyorlardı. Fakat, Kureyşlilerin teşvikiyle kabîle reisi Ebû Dırâr
oğlu Hâris çevrede yaşayan bedevi kabîlelerle birleşerek Medine'ye baskın
için hazırlığa başladı. Rasûlullah (s.a.s) durumu öğrenince, Medine'de Zeyd
b. Hârise'yi kaymakam bıraktı. 30'u atlı, 1000 kişilik bir kuvvetle Benî
Mustalık üzerine yürüdü. (2 Şabân 5 H./17 Aralık 626 M.)
Bedevîler, Müslümanların üzerlerine
geldiğini duyunca, korkup dağıldılar. Hâris'in etrafında sâdece kendi
kabilesi kaldı.
Benî Mustalık Müreysi' suyu yanında
toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı. Müslüman olmaları teklif
edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı
duramayıp bir saat içinde dağıldılar.
Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi
şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak
700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.
2- RASÛLULLAH (S.A.S.)'IN CÜVEYRİYE
İLE EVLENMESİ
Esirler arasında, kabile reisi Hâris'in
kızı Cüveyriye de vardı. Kocası Safvan oğlu Müsâfî savaşta ölmüş, kendisi de
esir düşmüştü. Ganimetlerin taksiminde, Sâbit b. Kays'ın payına ayrılmıştı.
Babası Hâris, Peygamber (s.a.s)'e başvurarak kızının şerefinin korunmasını
istedi.
Hz. Peygamber (s.a.s), Cüveyriye'nin
bedelini Sâbit b. Kays'a ödeyerek onu serbest bıraktı. Cüveyriye kabîlesine
dönmedi, kendi isteği ile Rasûlullah (s.a.s)'la evlendi. Bunun üzerine ashâb:
-"Rasûlullah (s.a.s)'in eşinin
yakınları esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest
bıraktılar. Bu sebeple Hz.Âişe:
-Kavmi için, Cüveyriye kadar hayırlı
başka bir kadın bilmiyorum, demiştir.(222/1)
Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.s)
Efendimizin Cüveyriye ile evlenmesinin amacı siyâsî idi. Bu evlilik
sebebiyle,bütün esirler fidye ödemeden serbest bırakıldılar. Mustalıkdğulları
daha sonra toptan Müslüman oldu.
3- TEYEMMÜMÜN MEŞRÛ KILINMASI
Rasûlullah (s.a.s) her sefere çıkışında,
aralarında kur'a çekerek hanımlarından birini yanında götürürdü. Benî
Mustalık Gazâsında, Hz. Âişe'yi götürmüştü. Dönüşte, bir gece konak yerinden
hareket edileceği sıra Hz. Âişe'nin gerdanlığının kaybolduğu anlaşıldı.
Rasûlullah (s.a.s), aranmasını emretti, bu yüzden hareket gecikti. Derken
sabah namazı vakti oldu. Oysa abdest için yanlarında yeterli su yoktu.
Zamanında hareket edilebilseydi, su başına yetişilecekti. Namaz vakti
çıkacak, diye herkes telâş içindeydi. Hz. Ebû Bekir, bu hâle sebep olan kızı
Âişe'yi azarlamış hatta hırpalamıştı. İşte Müslümanlar böyle bir sıkıntı
içindeyken, su bulunmadığında temiz toprakla teyemmüm yapılacağını bildiren
âyet indi.(222/2) Müslümanlar son derece sevindiler, hemen teyemmüm yaparak
namazlarını kıldılar.
Hareket edileceği sırada, gerdanlık
bulundu. Hz.Âişe'nin çökmüş olan devesinin altında kalmıştı.(223)
4- İFK (İFTİRA) OLAYI (224)
Mureysi' Savaşı dönüşünde, bir konaklama
sırasında Hz Âişe kazâ-i hâcet için mahfesinden* çıkarak, konaklama yerinden
uzaklaşmıştı. Bu sırada Yemen boncuğundan yapılmış gerdanlığı düşmüş, onu
ararken gecikmişti. Dönüşünde, kafileyi yerinde bulamadı. O'nu mahfesinde
sandıkları için, beklemeyip hareket etmişlerdi.
Hz. Aişe, -mahfede olmadığım
anlaşılınca,- beni ararlar, diye olduğu yerde beklerken, arkadan askerin
bıraktığı şeyleri toplamakla görevlendirilen Safvân b. Muattal geldi. Hz.
Âişe'yi görünce, devesini çöktürdü; Hz.Âişe bindi. Safvân deveyi önünden
çekerek ilerledi. Öğle sıcağında başka bir konak yerinde kafileye yetiştiler.
Münâfıklar bu olayı fırsat bildiler. Hz.
Âişe tamâmen örtülü olduğu ve Safvân ile aralarında konuşma bile geçmediği
halde, Hz. Âişe'nin iffetine iftirâ etmekten çekinmediler. Rasûlullah (s.a.s)
son derece üzüldü. Hz. Âişe kederinden hastalandı. Sonunda masûm olduğu
âyetle bildirildi.(225) İftirâcılara da "hadd-i kazf"(iffetli
kimselere iftira cezâsı) uygulandı. Her birine 80'er deynek vuruldu.(226)
5- HENDEK SAVAŞI (Şevval 5
H./ Şubat 627 M.)
Mü'minler, müttefik düşman
birliklerini
gördüklerinde, "İşte Allah ve
Rasûlünün
bize vâdettiği şey budur. Allah ve
Peygamber doğru söylemiştir" dediler. Bu, onların imân ve
teslimiyetlerini artırmaktan başka bir şey yapmadı."
(el-Ahzâb Sûresi, 22)
Bir taraftan karşı tarafa geçmeyi
engelleyen derin ve uzun çukara"hendek" denir. Medine'yi savunmak
üzere, çevresine hendek kazıldığı için bu savaşa, "Hendek Gazvesi"
denildiği gibi, bir çok müşrik ve Yahûdî kabîlesi, Müslümanlara karşı
birleştiği için" Ahzâb Harbi" de denilmiştir.
"Ahzâb", "hızb"
kelimesinin çoğuludur. Hizb, aynı düşünce, inanç ve kanaatı paylaşan insan
topluluğu demektir.
a) Yahûdîlerin Müşriklerle İşbirliği
Medine'den sürülen Benî Nadîr Yahûdîlerinin
reisleri, Hayber'e sağınmışları. Müslümanlardan öc almak istiyorlardı. Başta
Ahtaboğlu Huyey olmak üzere, 20 kadar Yahûdî lideri 70 kişilik bir hey'et ile
Mekke'ye gittiler.
-Müslümanlar gün geçtikçe kuvvetleniyor.
Onlara kırşı birlikte hareket etmeliyiz. Biz savaş için hazırız. Medine'deki
Benî Kurayzalı kardeşlerimiz de savaşta Müslümanları arkadan vuracak... diye
müşriklere işbirliği teklif ettiler. Kendileri "ehl-i kitab" ve tek
tanrı inancında oldukları halde, putperest müşriklere hoş görünmek için:
-"Sizin tuttuğunuz yol, (sizin
dininiz) Müslümanlarınkinden daha doğru..."(227) dediler. Daha sonra
Mekke dışındaki Gatafan, Esed, Kinâne, Süleym, Fezâre, Mürre, Eşca ve
Eslem... gibi bedevi Arap kabileleriyle görüştüler. Hayber'in bir yıllık hurma
mahsûlünü vermeği va'd ederek, onların da savaşa katılmalarını sağladılar.
Mekke'liler 300'ü atlı, 1500'ü develi
4000 kişilik bir kuvvet hazırladılar. Mekke dışındaki bedevî kabîlelerin
katılmasıyla ordunun sayısı 10 bine ulaştı. Şimdiye kadar böyle bir kuvvet
toplanmamıştı. Medine'yi basıp Müslümanlığı yok edeceklerdi. Ordunun
başkomutanı Ebû Süfyân idi.
b) Medine Çevresine Hendek Kazılması
Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'deki
hazırlıkları, Kureyş ordusu henüz hareket etmeden haber aldı. Ashâbını
toplayarak, bu korkunç saldırıya nasıl karşı koyacaklarını istişâre etti.
Müzâkere sırasında, aslen İranlı olan Selmân (Selmân-ı Fârisî):
-Yâ Rasûlallah, İran'da düşman
saldırısından korunmak için, şehrin etrâfına, hendek kazarlar. Biz de öyle
yapalım, dedi.
Esâsen Medine'nin üç tarafı, evlerin
yüksek dış duvarları, yalçın kayalıklar ve sık hurmalıklarla çevrilmişti.
Düşman saldırısına karşı, sadece kuzey yönü açıktı. Bu tarafa da, düşmanın
geçemeyeceği derinlikte bir hendek kazılırsa, savunma kolaylaşırdı.
Arablarca bilinmeyen bu savunma şekli
uygun görüldü. Saldırıya elverişli olan kuzey tarafda hendek kazılacak yer
işâretlendi.
Rasûlullah (s.a.s.), ashâbını 10'ar
kişilik gruplara ayırdı. Her grubun kazacağı kısmı belirledi. Mevsim kış,
hava soğuktu. Esen rüzgâr, hendekte çalışanların ellerini ayaklarını âdeta
donduruyordu. Medine'de kıtlık vardı. Müslümanlar üç gün bir şey yemeden aç
çalıştılar.* Rasûlullah (s.a.s.) bile açlıktan karnı üzerine taş
bağlamıştı.(228) Ashâbla birlikte Hz. Peygamber (s.a.s.) bizzât toprak
kazıyor, açlığa, soğuğa, yorgunluğa karşı gayretlerini artırıcı sözler
söylüyordu. Bir ara, sert bir kaya çıkmış, kimse parçalayamamıştı. Rasûlullah
(s.a.s.) hendeğe indi, ilk vuruşta, kayanın üçte biri koptu. Hz. Rasûlullah
(s.a.s.):
-Allâhü Ekber, bana Şam'ın anahtarları
verildi. Şu anda Şam'ın kırmızı köşklerini görmekteyim, dedi. İkinci vuruşta
kayanın yarısı daha koptu. Rasûlullah (s.a.s.):
-Allâhü Ekber, bana Fars ülkesinin
anahtarları verildi. Şu anda, Kisrânın beyaz köşklerini görmekteyim, buyurdu.
Üçüncü darbede kaya, tamâmen parçalandı. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
-Allâhü Ekber, bana Yemenin anahtarları
verildi. Şimdi ben San'a'a'nın kapılarını görüyorum, buyurarak bütün bu
ülkelerin pek yakında Müslümanların olacağını müjdeledi.(229) Münâfıklar,
Rasûlullah (s.a.s.)'in bu müjdelerini, hayal sayıyorlardı.
"Münafıklar ve kablerinde hastalık
olanlar: Allah ve Rasûlü bize sâdece kuru vaadlerde bulundular,
diyorlardı." (Ahzâb Sûresi, 12)
Açlığa, soğuğa ve her türlü sıkıntıya
rağmen, yaklaşık 5,5 km, uzunlukta bir atın karşıya sıçrayamayacağı genişlik
ve derinlikte kazılan hendek, düşman gelmeden önce, iki hafta içinde
tamamlandı.
c) Müşriklerin Medine'yi Kuşatması
Müşrikler, Medine önünde, şimdiye kadar
benzerini görmedikleri derin bir hendekle karşılaşınca, şaşırdılar. Bir
hamlede Medine'yi alt üst edip, Müslümanları yok edeceklerini hayâl
etmişlerdi. Bunun kolay olmayacağını gördüler. Hendek boyunca, aşağı-yukarı
ilerlediler, geçecek bir yer bulamadılar. Sonunda, Kureyşliler hendeğin batı
kısmına, Bedevî kabîleler de doğu kısmına karargâh kurdular. Böylece
Medine'yi kuşattılar. (Şevvâl 5 H./Şubat 627M.)
d) Sıkıntılı Günler
10 bin kişlik müşrik ordusu karşısında,
Müslümanların sayısı 3 bin kadardı.Yalnızca 36 atları vardı. Önlerinde
hendek, arkalarında ise Sel‘ Dağı bulunuyordu. Ancak Benî Kurayza anlaşmayı
bozar da müşriklerle işbirliği yaparsa, Müslümanlar çok tehlikeli bir duruma
düşeceklerdi. Bu takdirde, Müslümanlar Hendek önünde düşmanla uğraşırken,
Yahûdîlerin Medine'yi basıp, kadınları ve çocukları kılıçtan geçirmeleri
mümkündü.
Karşılıklı ok ve taşların atılmasıyla
başlayan kuşatma, aralıksız 27 gün sürdü. Müslümanlar açlık ve sefâlet
içinde, zor ve sıkıntılı günler geçirdiler. Savaşın en tehlikeli bir ânında,
Benî Nadir Reisi Ahtab oğlu Huyey'in teşvikiyle Benî Kurayza Yahûdîleri de
anlaşmayı bozup, müşriklerle işbirliğine başladılar. Rasûlullah (s.a.s.)'in
nasihat için kendilerine gönderdiği Evs kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ı
dinlemediler. Düşmanlıklarını açıkça bildirdiler.
Müslümanlar, hendek önünde 10 bin kişilik
müşrik ordusuna karşı durmağa çalışırken, bir yandan da, Medine'yi
Yahûdîlerin baskınından korumak zorunda kaldılar. Böyle tehlikeli bir anda,
münâfıklar da bozgunculuğa başladılar. Hem savaşı bıraktılar, hem de askerin
mâneviyâtını sarsıcı propaganda yaptılar.(230)
Kuşatmanın uzayıp gitmesi, müşrikleri de
usandırdı. Mevsim kış, havalar soğuktu. Esâsen onlar, böyle günlerce sürecek
bir kuşatma için değil, bir kaç saatte sonuca ulaşılacak bir zafer için
gelmişlerdi. İşi bir an önce bitirmek için bütün güçleriyle genel bir hücûma
geçtiler. Bir taraftan Müslümanların üzerine ok yağmuru yağdırırken
içlerinden (Dırâr, Cübeyre, Nevfel, Amr b. Abdivedd gibi) bir kaç tanesi de,
elverişli bir yerden atlarıyla hendeği geçtiler. Bunların her biri, Araplar
arasında bin kişiye denk sayılıyordu. En meşhûrları olan Amr b. Abdivedd
mübâreze sonuda Hz. Ali tarafından öldürüldü; diğerleri kaçtılar. Nevfel
kaçarken hendeğe düştü ve Hz. Ali'nin kılıcıyla can verdi.
Ertesi gün, savaşın en çetin günü oldu.
Bir taraftan müşrikler, diğer taraftan Benî Kurayza Yahûdîleri hücûma
geçtiler, aralıksız akşama kadar ok yağmurunu sürdürdüler. Rasûlullah
(s.a.s.) ve Müslümanlar, o gün namaz kılmak için bile fırsat bulamadılar.
Öğle, ikindi ve akşam namazlarını, yatsıdan önce, tek ezanla, tertip üzere
kazâ ettiler.(231)
e) Harb Hiledir
Gatafan Kabilesinden Nuaym b. Mes'ûd, bu
sırada müslüman olmuştu. Bundan kimsenin haberi yoktu. Rasûlullah (s.a.s.)'la
gizlice görüşerek, müşriklerle Yahûdîlerin arasını açmak için izin istedi.
Rasûlullah (s.a.s.):
-Harp hiledir*, yapabilirsen yap,
buyurdu. Nuaym önce Benî Kurayza'ya gitti.
-Benim size olan dostluğumu bilirsiniz.
Sizin için endişe ediyorum. Mekkeliler bu işten usandı, bırakıp giderlerse,
Müslümanlar karşısında yapayalnız kalacaksınız. O zaman hâliniz nice olur?
Onlardan bir kaç rehin isteyin, aksi halde yardım etmeyin... dedi. Sonra Ebû
Süfyân'a geldi:
-Duydun mu, Benî Kurayza anlaşmayı bozduğuna
pişman olmuş. Sizi bırakıp giderler diye, Müslümanlarla yeniden anlaşmaya
başlamış. Sizden rehin alıp, onlara teslim etmeği vadetmiş, dedi. Ebû Süfyân
esâsen Yahûdîlere pek güvenemiyordu. Ertesi gün, denemek için Yahûdîlerden
yardım istedi. Yahûdîler hemen rehin istediler. Ebû Süfyân isteklerini kabûl
etmeyince, her iki taraf da:
-Nuaym doğru söylemiş, dediler.
Aralarında güven kalmadı. (232)
f) Rasûlullah (s.a.s.)'in Duâsı ve
Kuşatmanın Sona Ermesi
Rasûlullah (s.a.s.), o sıkıntılı gün:
-Allah'ım, ey Kur'ân'ı indiren ve hesâbı
tez gören Rabbım; Şu Arap kabîlelerini dağıt, topluluklarını boz, iradelerini
sars. (233) diye duâ etti. Duâsı bitince, Rasûlullah (s.a.s.)'in yüzünde
sevinç eseri görüldü. Rabb'ımın yardım va'dini size müjdelerim, buyurdu. İşte
o akşam, âyet-i celîle ve hadis-i şerifte bildirilen "sabâ rüzgârı"
esmeğe başladı.(234) Fırtına ve kasırga çadırları söküp uçurdu, yemek
kazanları devrildi, ocaklar söndü, develer ve atlar birbirine karıştı.
Müşriklerin ağızları, burunları, gözleri toz-toprakla doldu. Karargâhları alt
üst oldu. Ortalığı dehşet kapladı. Neye uğradıklarını bilemediler.
Müşriklerin mâneviyâtı iyice bozulmuştu.
İçlerine korku düştü. Uzun süren ve hiç bir sonuç alınamayan kuşatmadan
usanıp bezmişlerdi. Ebû Süfyân:
-"Ben dönüyorum, siz de gelin,
diyerek devesine bindi. Mekke'nin yolunu tuttu. Diğerleri de onu izlediler.
Panik pek âni ve şuursuzca olmuştu. Bu
yüzden, müşrikler pek çok techizât, gıda maddesi ve eşyayı toplayamadan
çekildiler. Sabah olunca, Müslümanlar düşmandan kalan eşyâyı ve sağa-sola
dağılan develeri toplayıp ordugâhlarına getirdiler. Ebû Süfyân'ın
Yahûdîlerden aldığı 20 deve yükü hurma da ele geçen ganimetler arasındaydı.
Böylece, Müslümanlar hem kuşatmadan, hem de açlık sıkıntısından
kurtuldular.
Kur'an-ı Kerîm'de bu durum şöle
anlatılmaktadır:
"Ey inananlar, Allah'ın size olan
nimetlerini hatırlayın. Üzerinize ordular gelmişti, Biz de onların üzerine
rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular (Melekler) göndermiştik."
(el-Ahzâb Sûresi.9)
"Allah, kâfirleri hiçbir zafer elde
edemeden, kin ve öfkeleriyle geri çevirdi. Savaşta mü'minlere Allah'ın
yardımı yetti. Allah yegâne kuvvetli ve galib olandır." (el-Ahzâb
Sûresi, 25)
Bu savaşta, müşriklerden 4 kişi ölmüş,
Müslümanlardan 5 kişi şehid düşmüştür. Savaştan sonra Rasûlullah (s.a.s.):
-"Bundan sonra sıra bizde. Müşrikler
artık üzerimize gelemeyecek, biz onların üzerine gideceğiz."
buyurdu.(235) Gerçekten de öyle oldu.
6- KURAYZAOĞULLARI GAZVESİ (Zilkade
5 H,/Mart 627 M.)
a) Savaşın Sebebi
Rasûlullah (s.a.s.) Medine'deki Yahûdî
kabîleleriyle ayrı ayrı anlaşmalar yapmıştı. Bunlardan Kaynuka ve
Nadîroğullarının, anlaşma hükümlerine uymadıkları için Medine'den
çıkarıldıklarını daha önce görmüştük. Kurayza oğulları ise, Uhud Savaş'ından
sonra anlaşmayı yeniledikleri için yerlerinde kalmışlardı.
Hendek Savaşında, Benî Kurayza Yahûdîleri
önce anlaşmaya bağlı kaldılar. Hendek kazılırken, kazma, kürek gibi âletler
vererek Müslümanlara yardımcı oldular. Ancak, savaşın en tehlikeli bir
ânında, Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab'ın teşvikiyle anlaşmayı bozdular.
Müslümanlarla birlikte Medine'yi savunmaları gerekirken, müşriklerle
birlikte, Müslümanlara karşı savaşa girdiler.(236) Böylece vatana ihânet suçu
işlediler. Rasûlullah (s.a.s.)'in nasihat için gönderdiği Evs Kabilesi Reisi
Sa'd b. Muâz'ın sözlerine de kulak asmadılar. Hz. Peygamber (s.a.s.) hakkında
çirkin sözler söyleyerek düşmanlıklarını açıkça ilân ettiler. Ancak, Benî
Kurayza'dan yaptıklarının hesâbı sorulacaktı. Bu sebeple, Hendek Savaşından
Medine'ye döner dönmez, Benî Kurayza üzerine sefer emri verildi.
Rasûlullah (s.a.s.) Hendek Savaşı'ndan
dönmüş silahlarını çıkarmış, üzerindeki toz-toprağı temizlemek için,
gusletmek istemişti. Bu esnâda Cibrîl (a.s.) at üstünde ve toz-toprak içnde
geldi:
-"Aa, silahını çıkardın mı; vallâhi
biz melekler çıkarmadık. Haydi, şunların üzerine yürü", diye
Kurayzaoğullarını işâret etti. (237) Rasûlullah (s.a.s.) derhal Benî
Kurayza'ya sefer ilân etti. Ashâbın sür'atle yola çıkmalarını sağlamak için,
-Hiç kimse ikindi namazını sakın başka
yerde kılmasın, ancak Benî Kurayza yurdunda kılsın, buyurdu.
Ashâbın bir kısmı bu emrin zâhirine
uyarak, namazlarını Benî Kurayza yurduna varınca kıldılar. Bir kısmı da
Peygamber (s.a.s.)'in maksadı, acele etmemizi sağlamaktır, diyerek, vakit çıkmadan
yolda kıldılar. Hz. Rasûlullah (s.a.s.) her iki zümrenin yaptığını da hoş
gördü.(238)
Müslümanların toplanması yatsıya kadar
devâm etti sayıları 3 bini buldu. Müslümanların üzerlerine geldiğini görünce
sövüp-sayarak kalelerine çekilen Beni Kurayza'nın sayısı 900 kadardı.
b) Benî Kurayza'ya Verilen Cezâ
Kuşatma 25 gün sürdü. Kurayzaoğulları
anlaşmayı bozduklarına pişman oldular. Diğer Yahudî kabileleri gibi
Medine'den çıkıp gitmek için izin istediler. Fakat Hz. Rasûlullah (s.a.s.)
kayıtsız şartsız teslim olmalarını istedi. Reisleri Ka'b b. Esed'in
başkanlığında toplandılar. Ka'b:
-"Tevratta bildirilen son
peygamberin bu olduğu anlaşıldı. Müslüman olup kurtulalım, dedi Yahûdîler:
-Biz Tevrat üzerine başka kitab kabul
etmeyiz, dediler, Ka'b:
-Öyleyse,kadınları ve çocukları
öldürelim. Sonra kaleden çıkıp çarpışalım, belki başarırız, dedi. Onlar:
-Çoluk-cocuğumuz öldükten sonra,
yaşamanın ne önemi var, diye cevâp verdiler. Ka'b:
-O halde, yarın cumartesi, Müslümanlar
bizden emîndir. Ansızın hücûm edelim, onları gafil avlayalım, dedi.
-Biz cumartesinin hürmetini bozamayız,
diye reddettiler. Sonunda kayıtsız şartsız teslim oldular. Ancak haklarında
Evs Kabilesi Reisi Sa'd b. Muâz'ın hüküm vermesini istediler.
Benî Kurayza, Evs kabilesinin himâyesindeydi.
Bu yüzden, Sa'd b. Muâz'ın hakemliğini istiyorlardı. Sa'd, hastaydı. Hendek
Savaşı'nda kolundan okla yaralandığı için tedâvi görüyordu. Haberi alınca
geldi.
-Kur'an-ı Kerîm'e göre mi, yoksa kendi
kanunlarına göre mi hüküm vermemi istiyorlar, diye sordu. Yâhudîler, kendi
kanunlarına göre hüküm verilmesini istediler. Sa'd da Tevrât'a göre karar
verdi.(239)
a) Savaşabilecek durumdaki erkeklerin
öldürülmesine,
b) Kadınların ve çocukların esir
edilmesine,
c) Bütün mallarının da zaptedilmesine
hükmetti.
Rasûl-i Ekrem (s.a.s.):
"Ey Sa'd, Allah'ın rızâsına uygun
hükmettin" buyurdu. (240) Yahudiler de karârın Tevrât'a uygun olduğunu
itirâf ettiler. Sa'd'in bu hükmü, Tevrât'ın Tesniye kitabının 20. Babının
10-14 üncü âyetlerine uygun düşmüştü. Bu gün de vatana ihânet edenlere ölüm
cezâsı verilmektedir.
Benî Kurayza hakkındaki hükmü Hz. Ali ve
Hz. Zübeyr icrâ ettiler. Kazılan büyük bir hendeğin kenarında 600 kadar
Yahûdînin birer birer boyunlarını vurup hendeğe attılar. İçlerinden 4 tanesi
Müslüman olup hayatlarını kurtardılar. Benî Nadîr Reisi Huyey b. Ahtab ile
Benî Kurayza Reisi Ka'b b. Esed de öldürülenler arasındaydı.
Benî Kurayza'nın malları, mücâhidlere
paylaştırıldı. Arâzisi ise, ensarın rızâsiyle muhâcirlere verildi.
"Allah, Ehl-i Kitab'dan müşrikleri
destekleyen (Benî Kurayza Yahûdî)lerini kalelerinden indirmiş, kalblerine
korku salmıştı. Onların kimini öldürüyor, kimini de esir alıyordunuz.
Yerlerini yurtlarını, mallarını ve henüz ayağınızı bile basmadığınız
toprakları Allah size mirâs olarak verdi. Allah her şeye kadirdir ".
(el-Ahzâb Sûresi, 26-27)
7- RASÛLÜLLAH (S.A.S.)'İN CAHŞ
KIZI ZEYNEB'LE EVLENMESİ:
Zeyneb, Rasûlullah (s.a.s.)'in öz halası
Ümeyme'nin kızıdır. Abdülmuttalib'in torunudur. Hz Peygamber (s.a.s.),
Zeyneb'i azadlısı Zeyd b. Hârise'yle evlendirmişti. Dindar olmasına rağmen,
azadlı bir kölenin eşi olmak Zeyneb'e ağır geldi. Asâlet ve güzelliğini ileri
sürerek, dâima Zeyd'in kalbini kırdı. Bu yüzden, Rasûlullah (s.a.s.)'in:
-"Eşini tut, Allah'tan kork"
(241) emrine rağmen, sonunda Zeyd O'nu boşadı.
Esâsen gerek Zeyneb, gerek kardeşi
Abdullah bu evliliği başlangıçta istememişler, "halanızın kızını
azadlınıza mı lâyık görüyorsunuz?" demişlerdi. Fakat:
-"Allah ve Rasûlü, bir şeye
hükmettiği zaman, mü'min erkek ve mü'min kadın için muhayyerlik yoktur."
(el-Ahzâb Sûresi, 36) anlamındaki âyet inince, istemeyerek rızâ
göstermişlerdi. Çünkü Zeyneb, Kureyş'in Hâşimî kolundandı. Soylu bir kadındı.
İslâm'dan önceki Arap örfüne göre soylu bir kadın, azadlı da olsa, bir
köleyle evlenemezdi. Onlar, Zeyneb'in Rasûlullah (s.a.s.)'la evlenmesini
istiyorlardı. Oysa İslâm Dini bütün insanları, yaratılış bakımından eşit
saymıştı.(242)
Hz. Peygamber (s.a.s.), öz halasının kızı
Zeyneb'i azadlısı ve evlâdlığı Zeyd ile evlendirerek, Arapların yanlış anlayışını
yıkmış oldu.
Diğer taraftan, Rasûlullah (s.a.s.),
peygamberliğinden önce Zeyd'i evlâd edinmişti. Arabların örfüne göre,
evlâdlık öz çocuk gibi sayılır, evlâd edinen kişinin mirâsçısı ve mahremi
olurdu. Bu sebeple, evlâdlığın boşadığı kadın, evlâd edinen kişiyle
evlenemezdi. Kur'ân-ı Kerîm Arapların bu örfünü hükümsüz saymış, evlâdlık
âdetini kaldırmıştır.(243) Bu sebeple, evlâdlığın dul kalan eşiyle, babalığın
evlenmesi helâldir.
Rasûlullah (s.a.s.)'in, Arapların bu
örfünü de yıkması gerekiyordu. Bu sabeple Zeyd'den boşanan Zeyneb'i Allah'ın
emriyle nikâhladı.(244) Böylece hem Zeyneb'i hem de yakınlarını memnûn etmiş
oldu.
Görüldüğü üzere, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in bu evliliği, dinî hükümlerin uygulanması ile ilgilidir.

(222/1) İbn Hişâm, 3/308; İbn Sâd, Tabakat, 8/ 177; İbn Hacer,
el-İsâbe, 7/565
(222/2) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 43 ve el-Mâide Sûresi, 6
(223) Bkz. el-Buhârî, 1/86); Tecrid Tercemesi, 2/201-204 (Hadis No: İ)
(224) Olay hakkında geniş bilgi için bkz. el-Buhârî, 3/154 Tecrid
Tercemesi, 8/85-112 (Hadis No: 1151); İbn Hişâm, 3/309-321; İbnü'l-Esîr,
a.g.e., 2/195-199
(*) Mahfe: Deve ve fil gibi
hayvanların üzerinde seyahat edenlerin içine oturdukları kafesli çadır veya
sepet
(225) en-Nûr Sûresi, 11-13
(226) en-Nûr Sûresi, 40
(227) Bkz. en-Nisâ Sûresi, 51-52
* bk. Riyâzü's-Sâlihîn,
1/543-548 Hadis No: 522
(228) el-Buhârî, 5/45; Tecrid Tercemesi 10/227 (Hadis No: 1588)
(229) İbn Hişâm, 3/230; İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/179; Târih-i Din-i İslâm,
3/258-259
(230) İçlerinden bir güruh (münâfıklar), Ey Medineliler, tutunacak yeriniz
yok, hemen geri dönün, demişlerdi. Bir kısmı da Peygamber (s.a.s.)'den
evlerimiz düşman saldırısına açık diye izin istemişlerdi. Oysa evleri açık
değildi, sadece savaştan kaçmak istiyorlardı. (el-Ahzâb Sûresi, 13)
(231) Bu savaştan başka, hiçbir olayda Rasûlüllah (s.a.s.)'ın namazını
geçirdiği nakledilmemiştir. Burada üç vakit namazını kazaya bırakması, Hendek
savaşının ne derece sıkıntılı ve meşakkatli geçtiğinin en büyük delilidir. Bu
yüzden Hz. Peygamber (s.a.s.):
- "Allah onların dünyada evlerini, âhirette kabirlerini ateşle
doldursun. Bize ikindiyi kılacak fırsat vermediler, nihâyet güneş battı"
diye bedduâ etmiştir. (el-Buhârî, 5/48 ve 3/233; Tecrid Tercemesi, 2/238
(Hadis No: 353) ve 8/396, (1233 numaralı hadisin izâhı,)
* el-Buhârî, 4/24 (K. el-Cihad, B. 157)
(232) İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/182-184
(233) el-Buhârî, 3/234 ve 5/49; Tecrid Tercemes, 8/395 (Hadis No: 1233)
(234) Bkz. el-Buhârî, 5/47 "Ben sabâ rüzgarıyle yardım olundum, Ad
kavmi ise debur (lodos) rüzgârıyla helâk edildi." (bkz.el-Hakka Sûresi,
6)
(235) el-Buhârî, 5/48; Tecrid Tercemesi, 10/230 (Hadis No: 1589);
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/184
(236) el-Ahzâb Sûresi, 26
(237) el-Buhârî, 5/49-51; Tecrid Tercemesi, 8/ 325 (Hadis No: 1191)
(238) el-Buhârî, 5/50; Müslim, 3/1391 (Hadis No: 1770)
(239) Bkz. Tevrât, Tesniye Kitabı, Bab: 20, Ayet:10-14
(240) Bkz. el-Buhârî, 5/50; Tecrid Tercemesi, 10/ 245 (Hadis No: 1591)
(241) Bkz. el-Ahzâb Sûresi, 37
(242) "Allah katında en üstününüz, O'na karşı gelmekten en çok
sakınanınızdır". (Hucûrat Sûresi, 13) "Ey insanlar Rabb'ınız
birdir, babanız birdir. Arabın Acem'e (Arab olmayana), Acemin Arab'a, beyazın
siyaha, siyahın beyaza veya kızılderiliye üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak
takva iledir." (Müsned-i Ahmed b. Hanbel, 5/ 411; Mecmeu'z-Zevâid, 3/266
ve 8/84)
(243) "Allah evlâtlıklarınızı, oğullarınız gibi tutmanızı meşrû
kılmamıştır". (el-Ahzâb Sûresi 4)
(244) "... Sonunda Zeyd, eşiyle ilgisini kestiğinde, onu seninle
evlendirdik ki, evlâtlıkları eşleriyle ilgilerini kestiklerinde, onlarla evlenmek
hususunda mü'minlere sorumluluk olmadığı bilinsin." (Ahzâb Sûresi, 37)
|