|
VI- MEDİNEYE HİCRET
"Rabb'ım, beni şerefli bir
girişle (Medineye) koy, sâlim bir çıkışla da (Mekke'den) çıkar".
(el-İsrâ Sûresi, 80)
1- MÜSLÜMANLARIN MEDİNE'YE
HİCRETLERİ
Hicret bir yerden başka bir yere göç etme
demektir. Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke'de Müslümanlar barınamaz hâle
gelmişlerdi. Bu sebeple 2'inci Akabe Bîatında Hz. Peygamber (s.a.s.) ve
Müslümanların Medine'ye hicretleri de kararlaştırılmıştı. Rasûlullah (s.a.s.)
"Sizin hicret edeceğiniz yerin iki kara taşlık arasında hurmalık bir yer
olduğu bana gösterildi..."(120) diyerek Müslümanların Medine'ye
hicretlerine izin verdi. 2'inci Akabe Bîatı, Peygamberliğin 12'nci yılının
son ayı olan Zilhicce'de yapılmıştı. 13'üncü yılın ilk ayı Muharrem'de
(Temmuz 622) Medine'ye hicret başladı. Mekke'den Medine'ye ilk hicret eden,
Beni Mahzûm'dan Abdülesed oğlu Ebû Seleme(121), en son hicret eden ise
Rasûlullah (s.a.s.)'in amcası Abbâs'tır.
Mekke'nin fethine kadar geçen süre
içinde, dini uğruna, evini-barkını, malını-mülkünü, âilesini, kabîlesini,
akrabasını, bütün varlığını Mekke'de bırakarak Rasûlullah (s.a.s.)'in
müsâdesiyle Medine'ye göç eden Mekke'li Müslümanlara "Muhâcirûn"
adı verilmiştir.
Medine'de muhâcirleri misâfir eden,
onlara bütün imkânları ile yardımcı olan Medine'li Müslümanlara da
"Ensâr" denilmiştir. Muhâcirûn ve Ensâr, Kur'ân-ı Kerîm'de bir çok
vesîlelerle övülmüşlerdir.(122)
Muharrem ve safer aylarında
Müslümanlar, âileleri ile birlikte hicret ettiler. Birer, ikişer, gizlice
Mekke'den ayrılıp Medine'ye gittiler. Ensâr tarafından Medine civârındaki
"Avâlî" denilen köylere yerleştirildiler.
Hz. Ömer Mekke'den gizli ayrılmadı.
Kılıcını kuşandı, Kâbe'yi tavâf etti. Bütün müşriklere meydan okuyarak:
İşte ben Medine'ye gidiyorum. Analarını
ağlatmak, karılarını dul, çocuklarını yetim bırakmak isteyenler peşime
düşsün... dedi. Ömer'in hicreti Hz. Peygamber (s.a.s.)'in hicretinden 15 gün
kadar önce olmuştu.
Kısa zamanda, Mekke'li Müslümanların
hemen hepsi Medine'ye göç etti. Yalnızca Hz. Ebû Bekir ile Hz. Ali'yi
Rasûlullah (s.a.s.) Mekke'de alıkoymuştu.(123) Ebû Bekir hicret için izin
istediğinde, Rasûlullah (s.a.s.):
"Acele etme, Allah sana hayırlı bir
arkadaş verecek..." diyerek hicretini geciktirmiştil(124). Mekke'de
müslümanlıkları yüzünden âileleri tarafından hapsedilmiş olanlar ile köle ve
câriyelerden başka Müslüman kalmamıştı. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanları
arasında, en büyük tehlike karşısında yapayalnız bulunuyordu.

(120) el-Buhârî, 4/ 255; Tecrid Tercemesi, 10/86
(121) İbn Hişâm, 2/112; Zâdü'l-Meâd, 2/136;
Tarîh-i Din-i İslâm, 2/320
(122) Bkz. el-Enfâl Sûresi 72, 74; Tevbe
Sûresi, 20, 100; Nahl Sûresi, 41,110; Hac Sûresi, 58; Haşr Sûresi, 9; Fetih
Sûresi, 10,18, 29,
(123) Zâdü'l-Meâd, 2/136
(124) el-Buhârî, 4/255; İbn Hişâm, 2/ 124;
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/101
|
|
2- HZ. PEYGAMBER (S.A.S.)'İN HİCRETİ
a) Dâru'n-Nedve'nin Korkunç Kararı
Akabe görüşmeleri ile Müslümanlık Medine'de
yayılmağa başlamış, müşrikler korktuklarına uğramışlardı. Üstelik Mekke'deki
Müslümanlar da Medine'ye göç etmişlerdi. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.s.)'de
Medine'ye gider, Müslümanların başına geçerse, Mekke'lilerin Şam ticâret yolu
kapanabilirdi. Mekke müşrikleri Müslümanlara son derece kötü davranmışlar,
târihte eşine ender rastlanan işkence ve hakarette bulunmuşlardı. Bunlar
Medine'lilerle birleşip, kuvvetlendikten sonra kendilerinden öç
alabilirlerdi. Esâsen Mekke'lilerle Medine'liler arasında, öteden beri
geçimsizlik vardı. Çünkü Mekke'liler Adnânîlerden; Medine'liler ise
Kâhtânîlerdendi. Durumun ciddiliğini anlayan Kureyş müşrikleri, Mekke'de
yapayalnız kalan Peygamber Efendimize ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak
üzere Dâru'n-nedve'de toplandılar. Toplantıda Ebû Cehil, Ebû Süfyan,
Ebu'l-Bahterî, Utbe b. Rabîa, Cübeyr b. Mut'im, Nadr b.Hâris, Ümeyye b.Halef,
Hakim b.Hızâm...... gibi Mekke ileri gelenlerinin hemen hepsi vardı.
Müslümanlık tehlikesinin önlenmesiyle ilgili çeşitli fikirler ileri sürdüler.
İçlerinden Ebûl Bahteri:
- Muhammed (s.a.s.)'i bağlayıp her tarafı
kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsedelim, dedi. Amr oğlu Hişâm:
- O'nu bir deveye bindirip Mekke'den
çıkaralım, uzak yerlere sürelim, dedi. Ebû Cehil ise:
- Kureyş'in bütün kollarından birer
temsilci seçelim. Bunlar aynı anda hücûm edip Muhammed (s.a.s.)'i bir hamlede
öldürsünler. Kimin vurduğu, kimin darbesiyle öldüğü belli olmasın. Böylece
kanı bütün Kureyş kabîlesine dağılsın, Hâşimîler bütün Kureyş kollarına karşı
çıkamayacaklarından kan davasına kalkışamazlar. Çâresiz diyete (kan bedeline)
râzı olurlar. Bu iş böylece kapanır... dedi. Ebû Cehil'in teklifi ittifakla
kabûl edildi. Diğer teklifler beğenilmedi. Hemen Kureyş kollarında 40 yeminli
kişi seçip toplantıyı bitirdiler.(125)
Müşriklerin Dâru'n-Nedve'deki bu konuşma
ve plânları el-Enfâl Sûresi'nin 30'uncu âyetinde şöyle özetlenmektedir.
"Ya Muhammed, hatırla şu zamanı ki,
inkâr edenler (Mekke müşrikleri) seni bir yere kapatmak veya (hepsi birden)
öldürmek yahut da (Mekke'den) çıkarmak için sana tuzak hazırlıyorlardı. Onlar
sana tuzak kurarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Allah tuzakların en
iyisini kurar."
b) Rasûlullah (s.a.s.)'in Evinin
Müşrikler tarafından Kuşatılması
Müşriklerin bu korkunç plânını Cebrâil
(a.s.) Peygamber Efendimize haber verdi. "Bu gece, her zaman yatmakta
olduğun yatağında yatmayacaksın, evini terkedeceksin..." dedi. Böylece
Rasûlullah (s.a.s.)'e de hicret için izin verildi. Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Hz.
Ali'yi çağırdı.
"Ben Medine'ye gidiyorum. Sen bu
gece benim yatağımda yat, hırkamı üstüne ört. Müşrikler beni yatıyor
sansınlar, onlara bir şey sezdirme. Sabahleyin şu emânetleri sâhiplerine
ver.(126) Ondan sonra sen de hemen gel" dedi.
Ortalık kararınca, Kureyş'in seçme
cânileri evin etrâfını sardılar.(127) Sabahleyin evinden çıkarken hep birden
saldırıp öldüreceklerdi. Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.s.)'in yatağına yattı. Hz.
Peygamber (s.a.s.) eline bir avuç kum alıp, evini çeviren müşriklerin üzerine
saçtı. Saçılan kum taneleri cânilerden herbirine isâbet etmiş, hepsi de derin
bir uykuya dalmışlardı. Rasûlullah (s.a.s.) "Yâ-Sîn Sûresi"nin
başından:
"Biz onların önlerine ve arkalarına
birer sed çektik, böylece gözlerini perdeledik. Onlar artık elbette
görmezler" anlamındaki 9'uncu âyetine kadar olan kısmı okuyarak,
aralarından geçip gitti.(128) Müşrikler Hz. Muhammed (s.a.s.)'in yatağında
yattığını sanıyorlardı. Sabahleyin, yatakta yatanın Ali olduğunu görünce,
donakaldılar, ne yapacaklarını şaşırdılar; hiddetlerinden çıldıracak hâle
geldiler. Hemen her tarafı aramağa koyuldular. Mekke'yi alt üst ettiler.
Fakat Hz. Peygamber yoktu.
Muhammed (s.a.s.)'i bulana 100 deve
verilecek, diye ilân ettiler. Bu haber duyulunca, ne kadar mâceracı, cânî,
katil varsa, hepsi etrâfa yayıldı. Mekke'de ve Mekke dışında, harıl harıl Hz.
Peygamber (s.a.s.)'i arıyorlardı.
Rasûlullah (s.a.s.), gece evinden
ayrıldıktan sonra Kâbe'yi tavâf etti. "Ey Mekke, sen Allah katında
yeryüzünün en hayırlı ve bana en sevimli yerisin; eğer çıkmak zorunda
bırakılmasaydım, senden ayrılmazdım", dedi.(129) Ertesi gün öğle
sıcağında Hz. Ebû Bekir'in evine vardı. Allah'ın emri ile, berâber hicret
edeceklerini bildirdi. Hz. Ebû Bekir, sevinç göz yaşları ile, 4 aydır
dışarıya bırakmayıp, ağaç yaprakları ile beslemekte olduğu iki cins devesini
işâret ederek:
Dilediğini seç, Yâ Rasûlallah, dedi.
Rasûlullah (s.a.s.) bedelini ödeyerek devenin birini aldı.
Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir için
hazırlanan yol azığı bir dağarcığa konuldu. Ebû Bekir'in kızı Esmâ, belindeki
bez kemeri ikiye ayırıp bir parçası ile bu dağarcığın ağzını bağladığı için
Esma'ya "Zâtü'n-nitâkayn" (iki kemerli) ünvânı verild.(130/1)
c) Mağarada Gizlenmesi
Gece olunca, her ikisi evin arka
penceresinden çıktılar. Ayakkabılarını çıkarıp, ayaklarının uçlarına basarak
ıssız yollardan Mekke'nin güneyine doğru ilerlediler. 1.5 saat (3 mil)
mesafede Sevr Dağı'nın tepesindeki mağaraya vardılar. Kureyşin araması
bitinceye kadar, (perşembeyi cumaya bağlayan geceden pazar gününe kadar) üç
gün bu mağarada gizlendiler.
Ebû Bekir'in oğlu Abdullah, geceleri
mağaraya gelip Mekke'de olup biteni anlatıyor, ortalık ağarmadan gene
Mekke'ye dönüyordu. Kölesi Âmr b. Füheyre de koyunlarını otlatırken akşamları
Sevr dağına götürüp onlara süt veriyordu.
Peygamber Efendimizi ve Ebû Bekir'i
arayanlar, iz sürerek, nihâyet Sevr'deki mağaranın ağzına kadar geldiler.
Ayak sesleri ve konuşmaları içeriden duyuluyordu. Hz. Ebû Bekir, başını
kaldırdığı zaman onların ayaklarını görmüş ve heyecanla:
-"Yâ Rasûlallah, eğilip baksalar,
bizi görecekler, demişti, bunun üzerine Peygamber Efendimiz:
-"Korkma, Allah'ın yardımı
bizimledir.(130/2) İki yoldaş ki, üçüncüsü Allah'tır, hiç endişe edilir
mi?" buyurdu.(131)
Tâkipçiler Sevr dağı'na henüz çıkmadan,
bir örümcek mağaranın ağzına ağ örmüş, bir çift beyaz güvercin yuva yapıp
yumurtlamıştı. Bu durumda Kureyşliler mağaranın içine bakmanın ahmaklık
olacağını düşünerek bırakıp gittiler.(132)
Kureyşlilerin aramaları üç gün sürdü.
Peygamber Efendimiz ile Ebû Bekir Mekke'de iken Abdullah b. Uraykıt adında
henüz müslüman olmamış, fakat son derece emîn bir şahsı kılavuz olarak
kiralayıp develeri de ona teslim etmişlerdi.(133) Kılavuz Abdullah, üç gün
sonra, dördüncü günün (Pazar) sabahı develeri mağaraya getirdi. Devenin
birine Rasûlullah (s.a.s.) ile Ebû Bekir diğerine ise kılavuz Abdullah ile
Ebû Bekir'in kölesi Âmir b. Füheyre bindiler. Sâhili takibederek Medine'ye
doğru 24 saat hiç dinlenmeden yol aldılar Deve yürüyüşü ile 13 günlük olan
Medine yolunu 8 günde katederek 12 Rabiulevvel/23 Eylül 622 pazartesi günü
Kuba'ya ulaştılar.
Rasûlullah (s.a.s.)ilk vahiy Hîra (Nûr)
dağı'ndaki mağarada gelmişti. Hira'daki mağara ile Sevr'deki mağara arasında
geçen müddet, Rasûlullah (s.a.s.) 'in Peygamberlik hayatının Mekke Devri'ni
teşkil etmişti. Sevr dağı'ndaki mağaradan başlayan hicret ise, Mekke
Devri'nin sonu, Medine Devri'nin başı olmaktaydı.
d) Rasûlullah (s.a.s.)'i Tâkibedenler
Hicret yolculuğunda Peygamber Efendimiz
iki önemli takiple karşılaştı.
Müdliçoğullarından Sürâka, Kureyş'in ilân
ettiği mükâfâtı ele geçirmek hevesiyle, kendi bölgelerinden geçmiş olan
hicret kafilesini tâkibe koyuldu. Atını dört nala sürerek Rasûlullah (s.a.s.)
ve arkadaşlarına yaklaştığı sırada, atı sürçüp kapaklandı. Kendisi de yere
yuvarlandı. Yeniden atına binip koşturdu. Tam yaklaştığı sırada, atının ön
ayakları kuma saplandığı için, yine düştü. Atını zorlukla kurtardı.
Sürâka'nın morali iyice bozulmuştu. Rasûlullah (s.a.s.)'den özür diledi.
Yazılı bir emânnâme alarak geri döndü; diğer tâkipçileri de "ben aradım,
boşuna yorulmayın, bu tarafta yok..." diyerek geri çevirdi.(134)
Eslemoğullarından Büreyde de, Kureyşin
ilân ettiği mükâfâtı alabilmek için Rasûlullah'ı tâkibe başlamıştı. Fakat ilk
görüşte, yanındakilerle beraber Müslüman oldu. Daha sonra başındaki beyaz
sarığı çözerek mızrağının ucuna bağladı. "Sizin gibi şanlı bir kafile
bayraksız gitmez. İzin verirseniz ilk alemdârınız olayım" diyerek ta
Kuba Köyü'ne kadar Rasûlullah (s.a.s.)'e bayraktarlık yaptı.
Daha sonra, Şam'dan Mekke'ye dönmekte
olan bir ticâret kafilesine rastladılar. Kafilede bulunan, ilk 8 Müslümandan
Avvâm oğlu Zübeyr, Rasûlullah (s.a.s.) ve Ebû Bekir'e beyaz elbiseler
giydirdi.(135) Ve Medine'lilerin kendilerini sabırsızlıkla beklediklerini
haber verdi.
Rasûlullah (s.a.s.)'ın yola çıktığı
Medine'de duyulmuştu. Bu yüzden Medineliler, Rasûlullah (s.a.s.)'i karşılamak
üzere her sabah şehir dışına çıkıp bekliyorlardı. 12 Rabiulevvel /23 Eylül
622 Pazartesi günü yine öğleye kadar beklemişler, sıcak bastırınca ümitlerini
kesip dönmüşlerdi. Bu esnâda bir iş için evinin yüksek kulesinden etrafı
seyreden bir Yahûdî, beyazlar giyinmiş bir kafilenin uzaktan gelmekte
olduğunu gördü ve yüksek sesle:
İşte günlerdir yolunu beklediğiniz
devletli geliyor, diye haykırdı.

(125) Bkz. İbn Hişâm, 2/125-126,
İbnü'l-Esîr, a.g.e., 2/102; Zâdü'l-Meâd, 2/ 136-137; Tecrid Tercemesi,
10/87-88
(126) Mekke'de en güvenilir kimse olduğu
için, bütün Mekkeliler en değerli şeylerini Hz. Peygamber (s.a.s.)'e emânet
ederlerdi. Bu güvenirliği yüzünden O'na "Muhammedü'l-Emin"
diyorlardı. (İbn Hişâm, 2/129)
(127) Bu câniler arasında:Ebû Cehil, Hakem
b.el-Âs, Ukbe b. Ebî Muayt, Nadr b. Hâris, Ümeyye b. Halef, Zem'a b.Esved ve
Ebû Leheb de vardı. (Tecrid Tercemesi, 10/88; Târih-i Din-i İslâm,2/32)
(128) Kur'ân-ı Kerîm'de bu olaya işâretle:
(Habibim, bir avuç kumu onların üzerine) attığın zaman sen atmadın, ancak
Allah attı, hedeflerine O ulaştırdı. (el-Enfâl Sûresi, 17) buyrulmuştur.
(129) İbn Mâce, 2/1037 (Hadis No: 3108),
Kahire, 1378/1953; Tirmizi, 5/722 (Hadis No: 3925), Kahire, 1385/1965; Asr-ı
Saâdet, 1/294
(130/1) Tecrid Tercemesi, 8/415 (Hadis No:
125) ve 10/100 (Hadis No : 1ğ)
(130/2) et-Tevbe Sûresi, 40
(131) el-Buhârî, 4/263; Tecrid Tercemesi,
10/119 (Hadis No: 1557)
(132) Zâdü'l-Meâd, 2/137; Târih-i Din-i
İslâm 2/330; M. Hamîdullah, İslâm Peygamberi, 1/124
(133) Zâdü'l-Meâd, 2/137
(134) el-Buhârî, 4/256-257; Tecrid
Tercemesi, 10/102-104; (Hadis No: 1ğ)
(135) el-Buhârî, 4/257; Tecrid Tercemesi,
10/105 (Hadis No: 1ğ)
|
|
3- MEDİNE'YE VARIŞ
a) Hz. Peygamber (s.a.s.) Kuba'da
Medineliler derhal silahlanarak, bir
bayram sevinci içinde yollara döküldüler. Rasûlullah (s.a.s.)'i Medine'ye bir
saat uzaklıkta Kuba Köyünde karşıladılar. Rasûlullah (s.a.s.) burada Amr b.
Avf Oğulları'nda 14 gece misâfir kaldı.(136) Bu esnâda Kur'ân-ı Kerîm'de
"takvâ üzere yapıldığı" bildirilen Kuba Mescidi'ni binâ etti ve
burada namaz kıldı.(137)
Rasûlullah (s.a.s.)'den 3 gün sonra tek
başına yola çıkmış olan Hz. Ali de, gündüzleri gizlenip, geceleri yürüyerek,
Kuba'da iken kafileye yetişti.
b) İlk Cuma Namazı ve İlk Hutbe
14 gün sonra, bir cuma günü Hz. Peygamber
(s.a.s.) Efendimiz devesine bindi. Karşılamağa gelenlerle muhteşem bir alay
içinde Medine'ye hareket etti. Yolda "Sâlim b. Avf oğulları"na âit
"Rânûnâ Vâdisi"nde öğle vakti oldu. Rasûlullah (s.a.s.) burada arka
arkaya iki hutbe okuyarak ilk Cuma Namazını kıldırdı.
İlk hutbede Allah'a hamd ve senâ ettikten
sonra:
Ey nâs, ölmeden önce Allah'a tevbe
ediniz, fırsat elde iken iyi işlere koşunuz. Allah'ı çok anmak, gizli ve
âşikâr çok sadaka vermek sûretiyle O'nunla aranızdaki bağı kuvvetlendiriniz.
Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görürsünüz, kaçırdıklarınızı tekrâr
elde edersiniz.
Biliniz ki, Cenab-ı Hakk, içinde
bulunduğum yılın bu ayında, bugün şu bulunduğum yerde Cuma namazını kıyâmete
kadar, üzerinize farz kıldı. Hayâtımda veya benden sonra, -âdil veya zâlim-
bir imamı olduğu halde, önemsiz gördüğü veya inkâr ettiği için kim bu namazı
terkederse, Allah onun iki yakasını bir araya getirmesin ve hiç bir işine
hayır vermesin. Biliniz ki, böylesinin, tevbe etmedikçe, ne namazı, ne zekâtı,
ne haccı, ne orucu, ne de herhangi bir iyiliği Allah katında bir değer taşır.
Ancak, kim tevbe ederse Allah tevbesini kabûl eder.(138)
Ey Nâs, kendinize âhiret için azık
hazırlayıp önceden gönderin. Hepiniz ölecek ve sürünüzü çobansız
bırakacaksınız. Sonra Rabbınız, -arada tercümân veya perdedâr olmaksızın-
bizzat:
- Sana benim peygamberim gelip haber
vermedi mi? Ben sana mal vermiş, ihsânda bulunmuştum. Sen bunlardan âhiretin
için ne gönderdin? diye soracaktır. O kimse sağına, soluna bakacak, hiç bir
şey göremeyecek. Sonra önüne bakacak, orada Cehennem'i görecek. Öyleyse yarım
hurma ile de olsa, kendini ateşten korumağa gücü yeten, bunu yapsın. Buna
gücü yetmeyen, bâri güzel sözle kendini kurtarsın. Çünkü bir iyiliğe 10'dan
700 katına kadar sevap verilir. Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize
olsun.(139)
Rasûlullah (s.a.s.) birinci hutbeyi
böylece bitirdikten sonra ikinci hutbede de şunları söylemiştir.
Hamd Allah'a mahsustur. O'na hamdeder.
O'ndan yardım dileriz. Nefislerimizin şerlerinden ve kötü işlerimizden
Allah'a sığınırız. Allah'ın hidâyet verdiğini kimse saptıramaz. O'nun
saptırdığını da kimse doğru yola koyamaz.
Allah'tan başka ilâh olmadığına şehâdet
ederim. O birdir, eşi , ortağı ve benzeri yoktur.
Sözlerin en güzeli, Allah Kitabı
(Kur'ân-ı Kerîm) dir. Allah'ın kalbini Kur'ân ile süslediği, küfürden sonra
İslâm'a soktuğu, Kur'ân'ı diğer sözlere tercîh eden kimse felâh bulup
kurtulmuştur.
Allah'ın sevdiğini seviniz. Allah'ı bütün
kalbinizle (can ve gönülden) seviniz. Allah Kelâmı Kur'an'dan ve zikrinden
usanmayınız.
Allah'ın Kelâmına karşı kalbiniz
katılaşmasın.
Yalnız Allah'a kulluk edip ibâdetinizde
O'na hiç bir şeyi ortak yapmayınız. O'ndan hakkıyla sakınınız. Yaptığınız iyi
şeyleri dilinizle doğrulayınız. Aranızda Allah'ın rahmet ve merhametiyle
sevişiniz. Allah'ın selâm ve rahmeti üzerinize olsun.(140)
c) Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Medine'de
Karşılanışı
Cuma namazından sonra Rasûlullah (s.a.s.)
Medine'ye hareket etti.(141) Medine, târihinin en önemli gününü yaşıyordu. Halk
bayram sevinci içinde, Kuba'dan itibâren yolu iki taraflı doldurmuştu.
Kadınlar şiirler söylüyor, çocuklar "Rasûlullah geldi, Rasûlullah
geldi" diye bağrışıyor, küçük kızlar def çalarak şenlik yapıyorlardı.
Medine halkı, Rasûlullah (s.a.s.)'in gelişinden duyduğu sevinci, hiç bir
şeyden duymamıştı.
Herkes Peygamber Efendimizi kendi evinde
misâfir etmek istiyor, "Ey Allah'ın Rasûlü, bize buyurunuz...
"diyerek deveyi durdurmak istiyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) ise, kimseyi
gücendirmemek için devesini serbest bırakmıştı.
- "Siz deveyi kendi hâline
bırakınız. O memurdur, emrolunduğu yere gider," diyerek dâvet edenlerden
izin istiyordu. Nihâyet deve, hâlen "Mescidü'n-Nebi"nin bulunduğu
boş arsada çöktü, Rasûlullah (s.a.s.) inmedi. Deve kalkarak bir kaç adım
gittikten sonra geri dönüp ilk çöktüğü yere yeniden çöktü, bir daha kalkmadı.
Rasûlullah (s.a.s.) üzerinden inerek:
- "Akrabamızdan en yakın kimin
evi?" diyerek etrâfındakilere sordu. Zeyd oğlu Hâlid.(142)
- İşte evim, işte kapısı, buyurunuz Yâ
Rasûlallâh... diyerek Rasûlullah (s.a.s.)'i dâvet etti. Peygamber Efendimiz
böylece Hz. Hâlid'in misâfiri oldu. Bu misâfirlik
"Mescidü'n-Nebî"nin inşâatı tamamlanıncaya kadar 7 ay devam
etti.(143)

(136) el-Buhârî, 1/11; Tecrid Tercemesi,
2/306 (Hadis No: 270
(137) (Hicretin) ilk gününde, takva temeli
üzerine kurulan (Kuba'daki)Mescidde namaz kılman daha uygundur. Bu mescidde
temiz olmayı sevenler vardır. Allah da temiz olanları sever. (et-Tevbe
Sûresi, 108)
(138) İbn Mâce, es-Sünen, 1/343, (Hadis No:
1081); Tecrid Tercemesi, 3/63, (Hadis No: 487'nin izâhı)
(139) İbn Hişâm, 2/146; Şerafettin
Yaltkaya, Hatiplik ve Hutbeler, 22; Kısas-ı Enbiyâ, 1/176; Asr-ı Saâdet,
2/828
(140) İbn Hişâm, 2/147; Hatiplik ve
Hutbeler, 22, 24; Kısıs-ı Enbiyâ, 1/177; Asr-ı Saâdet, 2/829
(141) Medine'nin eski adı Yesrib'ti.
Rasûlüllah (s.a.s.) hicret edip yerleştikten sonra "Peygamber
Şehri" anlamında "Medinetü'n-Nebî" denildi. Daha sonra
kısaltılarak sâdece Medinetü'l Münevvere denilmiştir.
(142) Hâlid b. Zeyd Ebû Eyyûb el– Ensâri,
Neccâr oğullarından ve Peygamberimizin dedesi Abdülmuttalib'in annesi Selmâ
Hatun'un âilesindendir. Müslüman Araplar tarafından yapılan ilk İstanbul
kuşatmasında bulunmuş ve şehit düşmüştür. Fâtih, İstanbul'u fethedince Hz.
Hâlid'in kabrini buldurmuş, hâlen ziyâret edilmekte olan türbesini
yaptırmıştır. İstanbul'da türbenin bulunduğu semt (Eyyüb), adını onun isminden
almıştır.
(143) İbn Hişâm, 2/143
|